RSS

An/lık Küçülme/ler

Büyüklüğümüzün değerini anlamayız çoğu zaman. Halbuki özenle, emekle büyümüşüzdür, hiçte kolay olmamıştır. İnsanların gözünde büyümek, güvenilen, saygı duyulan olmak.. Bunları kazanmak uzun yıllar alır. Kaybetmekse o kadar kolayki, anda küçülüverirsin, hiç çaba sarfetmen gerekmez.

Hata götürmeyiz ...

Karşındaki, "şimdiye kadar bir hatasını görmedim bu ilk" yada "olsun herkes insan oda hata yapabilir".. gibi şeyler söylemez... Gözlerinde değer kazanırken yaptığınız şeyler, bir anda hafızalarından silinir ve o an yaptığınız hata kalır akıllarında. Artık sizi eski hal ve tavırlarınızla değil, sadece o hatanızla anarlar.

Acımasızca belki, ama böyledir. Belki bizde yapıyoruzdur aynısını. Önceden çok sevdiğimiz canımız ciğerimiz dediğimiz arkadaşımızı, dostumuzu.. yaptığı tek bir hatayla silebiliriz hayatımızdan. Yapanda yapılanda bu kadar acımazıs olmamalı. Yapan, farkında olmalı, kendine yakışanı yapmalı.Yapılanda (olmazda), "kızgın bir anına denk geldi heralde, morali bozuk bir anına denk gelmiştir,böyle biri değil yapmaz böyle şeyler"...diyebilmeli. Bu büyüklüğü gösterebilmeli.

Ama nolursa olsun, karşımızdakinden bu fedakarlığı beklemeye hakkımız varmı? bilemiyorum. Kendinden beklendiği gibi davranmalı insan. Affedilemiyor işte, yok sayılamıyor...

 

 

"Birisi seni övdüğünde tevazu gösterip (güya) hakkı seyir kolaydır. Ya sana küfredene yorumsuz kalabiliyormusun?"

2010'un sürprizleri..


Evvet yeni yıl denen telaşe bittiğine göre uyanma zamanı.. Kutlayan kutlamayan herkesin yeni yılın ilk sabahında karşılaşmak zorunda olduğu sürprizlerden bahsedicem size. İstemeseniz bile.

Çok sinir oluyorum, bu politikalar beni deli ediyor ulenn. Millete kaşıkla maaş zammı ve kepçeyle dağıtılan diğer zamlar..

Yahu millet zaten kıt kanaat geçinmeye çalışıyor. Yetmiyormuş gibi sürekli ona buna zam yapılıyor, millet nereye ne ödeyeceğini şaşırdı. Sabah radyoda dinliyorum; Bazı ürünlere normalde yani her yılbaşında yapılan zam oranı % 3 veya 3,5ken, sevgili Bakanlar kurulu tam yetkiyi kullanarak bu oranı %50'ye çıkarıyor.

Birde heryerde bas bas bağırılıyor kriz var diye. Tabi doğru millet zaten zor durumdayken, düşene bir tokatta Bakanlar kurulu atmalı.

Elhamdülillah bir işim var ve bakmakla yükümlü olduğum kimse yok.
Bazen diyorum iyiki sadece kendimi geçindirmek zorundayım, yoksa bu maaş ve zamlarla saç baş yolmak, yada cinnet geçirmek mümkün..

Benim aldığım maaşla, ev geçindiren ve çocuk okutan insanlar tanıyorum. Aldığım maaşta asgari ücretten çok yukarda bişi değil. Ben bile şuraya şu, buraya bu derken bazen sıkıntılı getiriyorum ay sonunu. Peki bu insanlar napsın?
Tabi birde işsiz olan ve aynı yükümlülüğü taşıyanlar var. Onlardan bahsedemiyorum bile..
Bu insanlar isyan etmesinde sevgili bakanlarımızmı isyan etsin?
Sorarım...

Neden, neden, neden...



Herkes herzaman haklı,
Herkes herzaman suçsuz...!

Yeri geldiğinde arkadaşım, dostum dediğin kişinin ardından..
Dedikodusunu yapıp karşısına, yüzün bile kızarmadan nasıl çıkabiliyorsun..
Zaten bana kalırsa sadece bir ego tatmini dedikodu.
Çünkü o an için onun yaptığını sen yapmıyorsun, güya 1-0 önde sayıyorsun kendini.
Belki aynı şeyi sende yaptın, ama ya çok eski, yada senden başka kimse bilmiyor...

Ortaya bir laf atıyorsun, ama sözünün arkasında duracak cesaretin bile yok..!
Hatanı telafi etmek için bin dereden su getiriyorsun.
Belkide yalanlar, mazeretler bırakmıyor peşini.

Peki neden vazgeçemiyorsun bunlardan..
Yoksa yer mi etti beyninde, bu hal ve tavırlar.
Artık bunlarlamı yaşamını sürdüreceksin.
Ne acı...

Özür dilemeyi marifetmi sayıyorsun,
Asla...
Evet insan hatasını bilip özrünü dilemeli.
Lakin özür diliyor, ardından tarih tekerrür ediyorsa.
Yada telafisi için çaba bile sarfedilmiyorsa...
Dildeki özrün ne anlamı olabilirki...

Kızgınım, kırgınım..
Kendime ve diğerlerine..
Dingin bir ruh için terkedilesi bu haller..



Kayıp gül / Serdar ÖZKAN

Bir solukta okuduğum kitaplardan Kayıp gül... Muhteşem bir eser. Özellikle İskender Pala okuyucularının bu kitabı seveceğini düşünüyorum. Altını çizdiğim bikaç yeri sizlerle paylaşmak istedim.Tarafımdan şiddetle tavsiye edilir..


*...Bir dağ hayal et... Zirvesindeki manzara çok güzel. Orada olmayı çok istiyorsun, ama zirveyi kendinden çok uzakta gördüğün için ümitsizliğe kapılıyorsun. 'Oraya nasıl olsa varamam,' deyip vazgeçiyorsun.
Oysa, zirveye varanların adımları seninkilerden daha büyük değildi. Ama onlar, o küçük adımları birbiri ardınca atmayı sürdürmüş kimselerdi. İmkânsızı gerçekleştiren mucizeler değil, sürekliliktir. Suya sarp kayaları deldiren de budur. Yirmi birinci yüzyıl insanına gülleri duyuran da...


*...Evet haklısın, ben öyle büyük bir şey değilim belki. Ama bir gülüm... İnsanlar beni övseler de bir gülüm, övmeseler de. Herkes benim için deli olsa da bir gülüm, yanıma hiç kimse uğramasa da. Sadece bir gül. Dedim ya, büyük bir şey değil, sadece bir gül... Ama, gül ne demek bilir misin sen, dostum? Gül, özgürlük demek! Başkalarının övgüsüyle varolmamak, yermesiyle yok olmamak demek...


*...Başkaları, övgü ve takdirlerinden oluşan binlerce zehirli oku –ki bu okların öldürücü olduğunu sonradan anladım- hiç durmaksızın üstüme yağdırıyor ve en tatlı zehri kanıma karıştırıyorlardı.
Her şeye rağmen, ara sıra bu sözün doğruluğundan şüpheye düştüğüm oluyor, "Onların dediği kadar "özel" miyim acaba?" diye sorup duruyordum kendime. Ama beni özel olduğuma en başta Başkaları inandırdığı için, bu soruyu tek başıma cevaplayamıyordum. Sanki aynam kırılmıştı da, kendimi görebilmek için Başkalarına bakmak zorunda kalmış; takdirlerini kaybetmemek uğruna, onlarla "iyi geçinmeye" mahkum edilmiştim.
Bir anlamda, eskiden senin özleminle yanıp tutuşan ben, artık "ben" olmaktan çıkmış, beni beğenenlerin olmamı istediği "ben" oluvermiştim. Düşlediğimi değil de, Başkalarının benim adıma kararlaştırdıkları hayatı yaşamaktaydım kısacası...

Okunası..