RSS

Hakiki muhabbet...

Birbirine kırılan iki arkadaştan biri, uzun bir aradan sonra diğerinin kapısını çalar...

- Kim o? diye seslenir içerideki.

- Benim, der kapıyı çalan...

- Burada ikimize birlikte yer yok, diye cevap verir öbürü... 

...

Aradan uzunca bir zaman geçer. Yeni bir umutla tekrar çalar sevdiği arkadaşının kapısını.

- Kim o? diye sorar yine içerideki...

- SEN’im, der bu defa... 
Ve kapı ardına kadar açılır...

Hz. Mevlâna da:
“Birisinin kalbinde taht kurmak, sevgisini kazanmak istiyorsanız, öylesine sevmelisiniz ki, benliğinizi bırakıp adeta o olmalısınız...”  

der hakiki muhabbet için... Olabilen beri gelsin :)
Birde şu var ki akla zarar: Sen'im deyip gelen... Ben'im deyip gitmesin!.. Bu çok fena...



Görsel:Hep hasretinde olduğum Konya'dan, benim vizörümden :)

İcadına güvenen insanoğlu...

Allah'ın verdiği zeka gücüyle, daha önce düşünülmemiş/planlanmamış şeylerin ortaya çıkarılması ve ona duyulan sonsuz güven...

Hastane odasında doktora rahatsızlığını ifade eden hastaya karşılık, makinesiyle onu muayene eden doktorun verdiği cevap; "Makineler yanılmaz/yalan söylemez!.. Makine ne söylüyorsa o..."

İnsanın kendi çaba ve gayretleriyle ortaya çıkardığı makineye bakın; ne yalan söylüyor, ne şaşırıyor, ne işini aksatıyor, ne sahibini utandırıyor... Aferin makineye...

Peki ya Allahın sanatı olan İnsan? Çoğu zaman tek olduğu müddetçe şahitliğine bile güvenilmeyen/ Dünyaya halife olarak gönderilen insan! Neden bu kadar basitleştiriyor Rabbinin sanatını?..

Kendisinden beklenen kulluğu bile yerine getirmekten aciz.... Verilene ne hakkıyla sabretmesini ne de şükretmesini bilen!... Tek bildiği şikayet!..

Arsızca ister Rabbinden, ben bunun karşılığında ne yapıyorum? Ne sunacağım Rabbime demez...

Peki insan icadına bu kadar güveniyorken, Rabbin bize güvenmeye, sadakat beklemeye hiç mi hakkı yok?...

Makineler hata götürmez doğru... Tek hatası görüldüğünde, fabrikaya geri gönderilir yada atılır...

Peki Rabbimiz ne yapıyor?... Hatalarımızı görüyor ama affediyor, mühlet veriyor...

Ama bu mühletinde bir dolum noktası olduğu unutulmamalı....

Tesettür...

Esselamu aleykum...

Cumamız mübarek olsun, Rab Teala bu mübarek günü hakkımızda şefaatçi eylesin inşâAllah... Cuma'nın hakkını veren mü'minlerden olmak duasıyla...

Uzun zamandır yazmak istediğim, ancak yoğunluk ve konunun önemi sebebiyle ertelediğim bir yazı vardı; Tesettür... Aklım yettiğince bildiklerimi aktarmaya çalışacağım, yanlış veya eksiklerim elbette olabilir..

Malum ahir zaman münasebetiyle, dinimizin gereği olan örtünme de malesef aşınmaya maruz kalmıştır... İslamın gereği olan kadının örtünmesi, hakkı verilerek yerine getiril(e)memekte ve hakkıyla yerine getirmeye çalışan hanımlar da itilip kakılmakta/hor görülmektedir... Ama bilinmelidir ki; mahşer meydanında örtü dahi bizden hakkını isteyecek, gereğince yapılmayıp/ saptırıldığında hakkını arayacaktır...

Tesettür bir moda, tarz, gelenek...vs. değildir!

İslam dini gereğince kadınlara farz olan yaşam biçimidir! Hafife alınamaz, saptırılamaz, tartışılamaz, engellenemez!... Allah'ın emridir, uyulması farzdır!

Bu konuyu yazmaktaki düşüncem kimseyi kırmak yada eleştirmek değil, yalnızca doğru bilinen birkaç yanlışı düzeltmek... Maalesef birçok örtünmeyen hanım, örtünün hakkını vermeyen, başındakine dahi eziyet ederek tesettürlü olduğunu iddia eden(!) hanımlarla kendini kıyaslayarak, vicdan rahatlatmaya çalışmakta ve şeytanın tuzağına düşmektedir...

Örtünme; şekliyle dahi Kur'an-ı Kerim'de anlatılmış, Rasülullah(s.a.v) de birçok Hadis-i Şeriflerinde ifade etmiştir. Tesettür, Efendimiz(s.a.v) zamanında hakkı verilerek yerine getirilmiş birçok örneğiyle karşımızda durmaktadır; Hz. Hatice(r.a), Hz.Fatıma(r.a.), Hz. Aişe(r.a)... validelerimiz gibi... Her şeyde olduğu gibi ibadette de kendimizi en iyilerle/üstünlerle kıyaslamalı, onlar gibi olmaya çalışmalıyız.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
"Kadının [yüz ve iki elinden başka] bütün bedeni avrettir." 
Mecmaul-enhür, El-mugni

Bu hadis-i şerifte kadının tesettürü açıkça bildiriliyor. Allahü Teâlânın Resulüne tabi olup Onun bildirdiği şekilde tesettüre riayet edilmelidir!

Hazret-i Esma, ince elbise ile gelince, Resulullah efendimiz baldızına bakmadı. Mübarek yüzünü çevirip;
"Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hariç, vücudunu erkeklere gösteremez!" buyurdu. 
Ebu Davud

Hazret-i Âişe validemiz buyurdu ki: 
"İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür ayeti inince, hemen futalarını yırtıp başlarını örttüler" buyurdu. 
Buhari, Nesai

Kadın avrettir, tesettürü farzdır. Ayet-i kerimeyi kendi görüşüne göre tefsir edip bu farzı inkâr etmek küfürdür!...

Sadece kalp temizliği yada iyi insan olmakla Rabb'in rızası kazanılacak ve cennete girilecek olsaydı, İman/ibadet etmemize gerek kalmazdı zaten... Nefis var-imtihan var, imtihan var-cennet/cehenneme tabi tutulmak/Rabbin rızasını kazanıp/kaybetmek var!

İyi insan olduğunu iddia eden kardeşlerim, örtünmeninde hakkını vererek taçlandırın o halde iyilik/güzelliğinizi! Rabbin rızasını kazanmak için bir adım daha atın, O(c.c) kendisine yaklaşan, rızasını arayan kulunun her zaman yanında olarak, şüphesiz yâr ve yardımcısı olacaktır...

Dünya ve ahiret saadeti için; Nefsin değil/Rabb'in buyruklarına uymalı, etrafımızdakilere bakarak değil, Kur'an/sünnet ahlakıyla yaşamaya çalışmalıyız...

İstifademize inşâAllah... 
Muhabbetle...


Bu yazı şurada ve şurada da yayınlandı...

Edep...



Edep; Güzel'i sevmeye,

Edepsizlik; *Güzel'den nefrete sebep . . .





*Ki edepsiz ne kadar güzelse?...

Âşura günü

Esselamu aleykum ve rahmettullah..

Günümüz hayır ve bereket dolsun, Âşura günümüz mübarek olsun inşâAllah.. Hicrî senenin ilk ayı olan Muharrem Ayı'nın 10. günü; yani bugün Âşura Günü'dür. Muharrem Ayı'nın diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Aşura Günü'nün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.

 :) Bugün af günü, bağışlanma günü, bereket günü, bugün tufandan kurtuluş günü dostlar..

Durmayın öyle, dua edin, yakarın Rabb'e, kalbinizle, aklınızla, bedeninizle, fiilinizle, her halinizle... Yakarın ve affımızı, kurtuluşumuzu dileyin.. Cahillik/korkaklık/muhabbetsizlik/bilgisizlik/ilgisizlik... tufanlarından kurtuluşumuz ola inşâAllah...

Değil mi ki asırlar önce bugün şu kutlu hadiseler meydana gelmiştir;

1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a-s.)
Âşura Günü dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi
Âşura Günü kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail
Âşura Günü doğmuştur.
9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri
Âşura Günü görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından
Âşura Günü şifaya kavuşmuştur.
Hz. Âişe'nın belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri
Âşura Gününde değiştirilirdi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v)in geçmiş ve gelecek bütün günahlarının affedilmesi de Âşura günü olmuştur.
Ayrıca İdris (a.s)’ın göklere kaldırılışı, Davut (a.s)’ın tevbesinin kabul edilmesi, Süleyman (a.s)’a saltanatın ihsan edilişi gibi olaylarında Âşura gününde vaki olduğu rivayet edilmiştir.
 

İşte bu güzel hadiselerin gerçekleştiği bugün saadet asrından beri mü'minlerce kutlanagelmiştir.

Bu günde oruç/oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nispetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hadiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü'minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.

Efendimiz (s.a.v) bir hadiste şöyle buyuruyor: 
"Her kim Âşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."

İmkânı/durumu yerinde olanlar, o güne mahsus olmak üzere aldığı erzakı biraz bolca, çeşit olarak da biraz fazlaca almalıdır. Yani mutfak erzak bakımından diğer günlerden biraz daha zengin ve geniş olursa, Allah’ın izniyle göreceğiz ki, sene boyunca evimizden ve mutfağımızdan bolluk ve bereket eksik olmayacak. :)
 
Yine Âşura gününde yapılması gerekenlerle alakalı olarak denildi ki:

Kim Âşura günü on müslümana selâm verirse, bütün mü’minlere selâm vermiş gibi sevap alır.

Kim bu gün bir yetimin başını okşarsa, Allah-u Teala onun her tüyüne karşılık cennette bir derecesini yükseltir.
Kim Âşura günü zerre kadar bir şey sadaka verse, Allah-u Teala ona Uhud dağı kadar sevap verir.

Âşura günü mümkün mertebe yoldan eziyet verecek şeyler kaldırılmalı, dargın müslümanların arası bulunmalı, hastalar ziyaret edilmelidir.
Bu rivayetlerden yola çıkarak, Âşura gününün çok kıymetli bir gün olup en iyi şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Oruçlarımızı da ihmal etmedik inşâAllah, bir gün öncesi ve sonrasıyla birlikte...
 

Ayrıca bazı mü'min kardeşlerimin bugünü yas merasimine dönüştürdüklerini görünce üzüldüm açıkçası ve ona da bir açıklama getirmek istedim;

Âşura gününün güzelliği ve bereketi üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.

Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü'min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir "yas merasimi" haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır...

İstifademize inşâAllah..


Şeb-i Arus, Muharrem Ayı, Aşure günü...

Esselamu aleykum...

Sizlere Konya Şeb-i Arus gezisine gideceğimden bahsetmiştim... Allah'a şükür gittik, Mevlana'nın 737. vuslatını yurdunda kutladık... Hava şartları biraz sıkıntılıydı ama ona rağmen herşey çok güzeldi, duaları geri çevirmeyen Rabb'e hamdolsun...

Konya'ya 5 yıl önce de gitmiştim, ama bu kadar gezme fırsatı bulamamıştım, soğuk hava ve kara rağmen heryerini gördüm :) Zaten Konya öyle güzel bir şehir ki, tarihi camiler, müzeler hepsi bir arada... Birinden çıkıp diğerine girdik, yollarda hiç vakit kaybımız olmadı :) Şehri zaten seviyordum, ama bu çok başkaydı... :)

Biraz görsel;
Mevlevi ayinlerinin yapıldığı kültür merkezi...
Hz. Mevlana'nın Türbe-i Şerifeleri...
Türbe ve müze olarak kullanılmakta, halka açık, girişler ücretli..

Şems-i Tebrizi Türbe-i Şerifi...
Türbe ve cami olarak kullanılıyor... Online kamera sistemiyle internetten izlenebiliyor..
Hz. Mevlana müzesinden...

 Hz. Mevlana'nın gülleri :) O soğukta bile açmışlardı. Heryerde güller vardı, cinsi farklı sanırım..
Ben bunu çok sevdim :)

Yemekleri de çok güzeldi, Etli ekmek, Tirit, Saç arası, Bamya çorbası, Zerde... hepsi mükemmel, tarafımdan şiddetle tavsiye olunur.. :)


Etkisinden kurtulmam uzun sürecek bu şehrin, takısını, şekerini, anahtarlığını... herbirşeyini aldım yine :))

Hz. Mevlana'dan küçük bir alıntıyla bitirelim bu faslı;

"Bir can var canında o canı ara!
Beden dağındaki gizli mücevheri ara!
Ey yürüyüp giden dost bütün gücünle ara!
Ama dışarıda değil, aradığını kendi içinde ara!.."

Evet sırada Muharrem ayı var, uzun yazılar yayınlamayı(okumayı da :) ) pek sevmem aslında ama buda çok acildi, kusuruma bakmayın ve okuyun lütfen :)
Bugün Muharrem ayı'nın 8. günü. biraz yapılacak ibadetlerden bahsedelim...

Muharrem ayında çokça istiğfar ve dua etmek lazım... Perşembe günü de 10'u, yani Aşure günü :) Mutlaka aşure pişirilip komşulara dağıtılmalı :)
Ve elbetteki o günü oruçlu geçirmeli, 1 yıl önce işlenen hata ve günahların bağışlanmasına vesile olacağı müjdelenmiştir... 
Bugünlerde tutulacak oruçla ilgili birçok rivayet var, muharrem ayının ilk on günü tutulması çok sevap, tutamayanların 8-9-10. günlerde tutması da öyle. Başka bir kaynakta da(Riyazüs-Salihin)  9-10-11. günlerinde tutulmasından bahsediliyor :) Rabbim tamamını kabul etsin...

Muharrem ayı için bir yazı daha yazacağım, bu ibadetlerden haberdar olunsun, aksatılmasın içindi... :) İstifadenize inşâAllah..

Felsefeyse; bu!...

Doğum günü notları...

Esselamu aleykum..

Bugün benim doğum günüm... :)
Böyle şarkıya girer gibi hissettim kendimi, fonda Teoman...

Yeni yaşım ilk gecesinden kötü bir sürprizle merhaba dedi bana.. Bende şuan kötü yönünü gördüğüm için üzüldüm... Ama Rab Teala buyuruyor ki; 

“Olur ki hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinizedir ve yine olur ki sevdiğiniz bir şey sizin kötülüğünüzedir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.” 
(Bakara;216)  

Bu yüzden, yalnız Allah'a güveniyor ve tevekkül ediyorum.. Rabbim şer bildiklerimizi de hayreylesin..

Merak edenler varsa eğer 22 oldum :) Bir anda çok yaşlı hissettim kendimi dostlar :) Rabbim evveli ve ahiri hayreylesin..

Kendime doğum günü hediyesi veriyorum demiştim ya şu yazımda, hediyem ; Konya Şeb-i Arûz'a gidiş :) Cuma öğlen gidip pazar akşama döneceğim inşâAllah... Geçen yıl şurada bahsetmiştim Şeb-i Arus'dan ve törene katılım isteğimden...  Herhalde çok içten dua etmişim ki Rabbim kabul etti :) Biraz buruk içim ama, yine de çok seviniyorum gideceğim için.. Dönüşte anlatırım :)

Çok özel bir hediye daha getirdi bu yaş bana :) Ama bahsetmiyorum bundan :P Nazar değmesin :) 
(Buna çok çabuk nazar değidi. . .)

Canım Ρɑɓuç'um bana bloğunda sürpriz parti düzenlemiş :)) çok mutlu oldum. Tekrar teşekkür ederim.. Kardeşim... varol :)

vєssєℓαм  da beni anmış, Teşekkür ederim :) Muhabbetimiz baki inşâAllah..

Öyle işte Dostlar, döktük içimizi... Gün uzun bakalım daha neler göreceğim ben :) 

Hayrolsun...

Zamane aşıkları daha yüksekten bırakıyor…

Günümüzde aşklar çok çabuk zirveye ulaşıyor ve aynı hızla da dibi boyluyor… Herkes karşısındakinden hemen aşık olsun, onun için havalara uçsun, terk ettiğinde de serinkanlılıkla bu olayı kabullensin, tepkisiz kalsın istiyor…

Sevmelerimiz bile öyle egoistleşiyor ki, mutlu olduğumuz kadar, sevildiğimiz kadar seviyoruz… Belki uçsuz bir örnek olacak ama; Züleyha demiş midir? ‘Yusuf beni sevmiyor/istemiyor… O beni istemezse ben onu hiç istemem…’ Elbette demedi, çünkü çok sevdi… Bekledi, sabretti ve kazandı…


Fıtratımız gereği sevmeye ve sevilmeye ihtiyacımız var. Az-çok herkeste bunun için çaba sarf ediyor. Hele birde sevgi karşılığını buluyorsa değmeyin keyfine… Mutluluktan uçacak oluyor kişi… Dünya artık onların etrafında dönüyor, kişi ve olaylarla irtibatı koparıyorlar…

Ama bu güzel manzara çokta uzun sürmüyor… Emek verilmeden hiçbir şeyin olmayacağı gibi, bu aşkların da ömrü kısa sürüyor… Küçük sorunlar başladığı an, o heybetli manzara ışıltılı rengini kaybediyor…  Herkes karşısındakinin daha önce görmekten sakındığı açıklarını aramaya, hatta ortaya dökmeye başlıyor. Karşılıklı sataşmalar, kavgalar…

Ve ayrılık, kaçınılmaz…
Bazıları bu durumu kaldıramıyor, tutunduğu tek dalı kaybetmeye elvermiyor zayıf bünyeler… Hayata olan umutlar yitiyor, hatta hayatları sonlandırmaya bile varıyor işin sonu…

Bazıları da var ki onlarınki de normal değil; Bir gün önce uğrunda ölürüm dediği bir sevdiği varken, bugün, o hiç var olmamış gibi hayatına kaldığı yerden devam edebiliyor ve hatta hiç zaman kaybetmeden yeni aşklara yelken açabiliyor…

Anlatmak istediğim sevmek ve sevilmek için ne kadar çaba sarf ediyoruz? Bizi ilelebet mutluluğa ulaştıracak kişi gerçekten o mu?..  Durmamız gereken noktaları biliyor muyuz?...

Zaman vermek gerek bazı şeylerin olması için, beklemek, sabretmek… Ne kendini ne de karşındakini üzmemek adına…

Aşklarınız baki ola…

Bu yazı şurada ve şurada  da yayınlandı... 

Yansımalar...

Hassastır benim kalbim,
Fazlasıyla...
Sert görünürüm aslında, kalkanlarım hep yanımdadır...
Ama kalbim,
Kırılıverir küçücük bir söze/tavra...
Gözlerimdedir yaşlar, bırakıveririm aniden,
Gelemem üzüntüye, kedere..

Güzel şeyler yaşıyorum bu ara,
Bazı dualarımın karşılığını alacağım...
Gerçekleştiğinde yazacağım inşâAllah..
Doğum günüm yaklaşıyor süper bir hediye olacak bana..
Kendime ne çok hediye alıyorum ben ya :)


Ama bazı şeylerde var ki,
Ne olursa olsun gölge düşürüyor mutluluklarıma...
Ne kadar güzel şey yaşarsam yaşayayım,
Alıp götürüyor tüm neşemi,
Hüzne gark oluyorum...

Hüzün iyidir, Mü'min daima hüzünlü olmalıdır..
Ama dünya için olmamalı o hüzün, ukba adına olmalı...
Bu durumları yaşamak istemiyorum Allah'ım biliyorsun,
Ama elimde değil, fıtratım gereği...
Yaşatıyorsun amenna...

Tüm hüzünlerimi sana havale ediyorum Allah'ım,
Sen beni benden iyi bilensin....
Şu acizi dilediğin hayırlara vesile kıl...
Günah işlemekten ve yarattıklarının şerrinden Sana sığınırım...
Kalbimi Sana emanet ediyorum, onu dilediğine ver...

İstemenin sırlı yolları;

Esselamu aleykum...

Sizlere sayfalarını nurani bir iştiyakla çevirdiğim, bitmesini hiç istemediğim ve kalbim karardığı an, açıp okuyarak rahatlayacağıma inandığım bir kitaptan bahsedeceğim...

Muhammet Bozdağ/İstemenin Esrarı, bu kitabın ismini ramazanda iftar soframızda duymuştum, aklımdan ilk geçenler; motivasyon için, kişisel gelişim türü bir kitap olabileceğiydi... Ama arkadaş içeriği biraz açtığında çok etkilendim ve okunacaklar listesine dahil ettim... Daha yeni nasip oldu okumak.Yaklaşık bir günde(elimden bırakamadığım için) bitirdim... Kesinlikle bu kitabın tüm kütüphanelerde yer alması gerektiğini düşünüyorum, eğer okursanız beni anlayacaksınız... Abartmıyorum... Tabi bende okumanız için elimden geleni yapacağım :)

Sizlere altını çizdiğim (böyle dediğime bakmayın her satır çok kıymetliydi) birkaç alıntı paylaşacağım...

* Güç bileğinizde yada beyninizde değildir; güç, şefkatli Sahibinize yönelen çaresizliğinizde, kalbinizin temizliğinde ve isteklerinizin içten olmasında gizlidir.

* Evrende rollerin üstünlüğü yada önemsizliği yoktur. Rolleri iyi yada kötü oynamak vardır.

* Siz elinizden geleni yaptıktan sonra, ilahî kaderin hakkınızdaki takdirini sabırla, rızayla ve şükürle karşılayın. Böylece Yaratan'la aranızdaki sevgi bağını korur, ikbalinizi açarsınız.

* Dua eden için Allah'ın çareleri bitmez. Allah izin vermezse en basit çözümü bulamazsınız. Allah dilerse en akla hayale gelmeyen çareyi keşfedersiniz.

* Eğer istediklerimiz bize sunulursa, bir zamanlar onlar için yalvardığımızı unutacak mıyız? İçtenlikle teşekkür etmeyi ihmal edecek miyiz? Yoksa elimizdeki ilahi emanetlere duyarsızlaşarak, onları kalbimizde değersizleştirecek miyiz?

*Başarmak için teknikler ve stratejiler gereklidir; ama yeterli değildir. Nice istek, başarıya, derin ruhaniyetin omuzlarında, tekniksiz, stratejisiz ulaştı. Nice stratejinin de sonu çökmek oldu.

* Bir çocuk "bugün hava yağmurlu" diye üzüldü. Yağmasaydı gezintiye çıkıp eğleneceklerdi.Oysa yağmuru istememek, o gün biraz olsun dolaşabilmek için zeminin ıslanmasını dört gözle bekleyen salyangozların biraz daha ağlaşmalarını dilemekti.

İstifademize İnşâAllah... Keyifle okunmasını dilerim...

Bir kitap, Bir blog

Esselamu aleykum...

Önceliği elbette kitaba veriyorum :)
Çok sevdiğim birinden hediye olan "Bülent Akyürek/Öğlen Namazına Nasıl Kalkılır"ı bayramda misafir molalarımda okudum. :) Kitap akıcı üslubuyla sizi sarıyor. Yazar düşüncelerini katı ama sempatik bir dille ifade ediyor. Gülümserken düşündürüyor...

Yazarımız hakkında beni şaşırtan ve utandıran bir bilgiden bahsedeceğim.. Yazarımız 35 yıl ateist olarak yaşamış, yaklaşık 5 yıllık iman bilinciyle de bu kitabı yazmış... Etkilendim, Rabbim hidayetini artırsın... Meal bilgisi çok kuvvetli, kitapta sık sık rastlayacaksınız... Okunasıdır, keyifle...

Altını çizdiklerimden tadımlık :)

* "Allah affetsin."  diyerek kendisini anında bağışlayan insan, üç kuruş alacağı için borçlusunu bağışlıyor mu acaba?..

* Namaz; namaz kılan kişiyi tövbeye, tövbeyle birlikte de doğru yola yönlendirmeyi garantiler. Tövbe ve doğru yola girmekle birlikte kaygı, endişe, çatışma ve suçluluk duygularından arınacaktır...

* İnsanların aksattıkları ibadetlerine baktığımızda bütün bahanelerinin rızık probleminden kaynaklandığını görüyoruz. Göktekileri bırakıp yerdekilere tutundukça da sorun çözülmeyecek. Rızık için korkup titrediğimiz zaman Allah'a olan imanımızı sorgulamak gerekiyor...

* Türban yasağı insan hakları ihlalidir. Kafasına türban takarak üniversiteye giden bir erkeğin hukuksal bir sorunu olamayacağına göre bu iş sadece kadınları bağlıyor! Her halta "Kadın hakları!" diye çığırtkanlık yapıp sokaklara dökülen kadın dernekleri, morumsu çatılar, aydın solcular neredeler?...

* İbadet etsin diye yaratılan insanoğlu asıl işini, namazı terk ederse ona insan denir mi?...



Ve bu düşündüren satırlardan sıyrıldıysanız, sizlere yeni bloğumuz "Kitaplar Üzerine Okur Yorumları... "nı tanıtıyorum :) Blogda sadece kitap yorumları yer alıyor... Buyurmaz mısınız?

İpin ucu kaçmasın!..

İnsanlar belli bir olgunluğa eriştiklerinde, kendilerine bi yol haritası, bir hayat çizgisi belirlerler. Ve o çizginin dışına da pek çıkmazlar...

Tavizler hariç!..
Hayatta verdiğimiz küçük tavizler, bizi malesef çizgimizin dışına çıkarır ve bir bakarız ki yolumuzu kaybetmişiz, çizgimizin çook dışında ilerliyoruz... Farkında olmadan...

Bazı olaylara karşı takındığımız tavırlar, ciddiyetini yitirdiği zaman, hassas dengeler kaybolur ve bir süre sonra aynı olaylara farklı tavırlar sergilemeye başlarız.... Belli bir zaman sonra da tavır bile sergilemez, hatta aynı durumların içinde buluveririz kendimizi...

Yaptıklarının farkında olmalı insan, çizgisinden çıkmamalı, rotasını iyi belirlemeli... Yoksa mazallah kayıveririz...

Özellikle dünya işlerinde dikkat edilmeli bu durumlara, malum dünya bizim için, yol boyu konakladığımız bir han!.. Hiçbirimiz kalıcı değiliz... Ve hesapların en çetin olduğu kıyamet günü... Allah'ın karşısında mahcup duruma düşmeyecek şekilde olmalı hallerimiz....

Bayramlar Bayram ola!

Esselamu aleykum...

Kurban bayramına günler kala, Bayram tatilinde bloğa girmeyeceğim için şimdiden bayramlaşalım istedim...

Eskiden diye başlayan klişe cümleler kuracağım bende biraz;
Eskiden bayramlar daha keyifli ve gamsız olurdu benim için..
Neden biliyor musunuz?
Çünkü haberim yoktu fakir coğrafyalarda aç kalan müslümanlardan...
Bilmiyordum mü'min kardeşlerimin ben burda güle oynaya, sevdiklerimle mutlu bayramlar yaşarken zulüm altında olduklarını...
Acı çektiklerini, yardım beklediklerini, feryad ederek din kardeşlerini çağırdıklarını....
En azından dua beklediklerini mü'min kardeşlerinden...

Şimdi biliyorum... Ve acı çekiyorum onlar için.. Elimden gelen(!) yardımı yapmaya çalışıyorum, dualarımla gözyaşlarımla yanlarında olduğumu hissetmelerini istiyorum...

Bazı kimseler Kurban Bayramının bir katliam, bağnazca sürdürülen örf ve adet olduğunu düşünüyorlar..
Bende onların benim ibadetime kendileri de müslüman(!) oldukları halde katliam demelerine bağnazca diyorum, tiksiniyorum bu insanlardan!... Sanki güzel ülkemde herşey usulünce yapılıyor, dostluk kardeşlik içinde yaşanıyor da, bu kural Kurban Bayramın'da bozuluyor! İbadet böyle karalanmaz, başka dinin mensupları bile saygı gösterirken, Siz sevgili Müslümanlar(!) azıcık saygı duyun ibadetlerimize..

Zulüm altında acı çeken, aç/yaralı bırakılan insanlar'a yapılan'a ses çıkarmamakla birlikte Kurban Bayramının katliam olduğunu ifade etmekten geri durmuyor aynı kesim....
İnsanlık katledilsin ama hayvanlarımız sağ salim yanlarımızda dursun!..

Zulüm altında tek bir mü'min, fakir coğrafyalarda tek bir kardeşim aç kalmadığında olacaktır asıl Bayram...
Mü'min kardeşlerimiz bizden Allah huzurunda hak istediğinde, sıcak bahçemde dostlarımla mangal yapıyordum mu diyeceğiz?!..
Olmaz böyle adalet, senin bile vicdanın sızlıyorsa azıcık Adil olan Allah kimsenin hakkını kimsede bırakmayacaktır!..
"Kurban ibadet(tabi usulünce yapıldığında), paylaşmak berekettir..."
Bunun bilincinde olalım ve bencillik safsatasını atalım bir kenara, rahatımızdan azıcık müsamaha göstererek o insanlara da yardımlarımızı göndermeyi ihmal etmeyelim... Artık biliyorsunuz...

"Veren el Alan elden daima üstündür..."(Hadis-i Şerif)

Unutmayalım ki ahirette verdiğimiz kadarıyla yetinmek zorunda kalacağız, şuan yanımıza kar saydıklarımız hiçbir anlam ifade etmeyecek Hak huzurunda!...

Canınızı sıktıysam affola, Hayırlı bayramlar dilerim, Rabbim kesilen kurbanları kabul etsin, Kardeşlik ve dostluk içinde geçireceğimiz nice bayramlara...

Bir Mim, Bir Etkinlik...

Esselamu aleykum...

Birkaç gündür bekleyen bir mim'im vardı, konusunu da çok sevmiştim ama dar zamanlarda vakit bulamadım bir türlü :)  Mimleyen arkadaşlarım ™ мγdяєaм ve ozzeinep 'e teşekkürler tekrar...

Mimin konusu şöyle; Kitaplığınızın karşısına geçin. Gözlerinizi kapatın. Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin. O kitabı satın aldığınız ya da hediye gelmişte olabilir anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın. 55. sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın. Daha sonra siz de arkadaşlarınızdan üç tanesine cevaplaması için gönderin.

Evet dediklerini harfiyen uyguladım :p Benim kitabım; İskender Pala/Dört Güzeller

Kitabı yoğun bir sınav dönemimde almıştım geçen kış, okumak içinde can attım ve çarçabuk bitirdim. İskender Pala'yı zaten çok severim ama bu kitap ayrı bir merak uyandırmıştı bende, şurada da bir alıntı yapmıştım kitaptan... Okunasıdır, keyifle...


...

Suya karıldı evvel, çamur kesildi bir avuç. "Kün" emriyle oldu olanlar sonra. Olmaktadır hâlâ... Ondan geldik... Ona muhtacız. Kalubela'da verilen sözlerimizde duracak mıyız diye savrulduk binbir rengine toprağın.
...

İşte böyle :)

Bende mim'i yazılarını severek takip ettiğim,
@Emir,
@Taze Kahve,
@stuven (uzun zamandır yazmıyorsun, bu mimle başla artık (: ) 'a gönderiyorum,
İlgiyle takipçisiyim, kaytarmak yok :)




Ve başlıktaki etkinliği gelecek olursak, "Hadi Bir Dost da Sen Hediye Et! " sloganı adı altında bir kitap paylaşım etkinliği... Ben çok sevdim, @Emir 'e de teşekkürler çok güzel düşünmüş... (:

Uğramanızı öneririm...

Kurban öncesi; Zilhicce

Esselamu aleykum...

Yarın kameri ayların 12.si olan Zilhicce ayına giriyoruz, bu ayda yapılması gereken güzel ibadetler var, biraz onlardan bahsedelim, uygulamaya çalışalım inşâAllah... Rabbim izin verdiğince...

Ramazan ayını daha yeni geçirdik, oruçlarımızı tuttuk, ibadetlerimize daha bir azimle sarıldık... Rabbim kabul etsin.  Ama hep kısa sürdü gibi gelir bu güzel ay, ihya olmak isteyen gönüllere... Bunun içinde zilhicce ayının ilk on gecesi(Yani her senenin Kurban bayramından önceki ilk dokuz günü ve Kurban bayramı günü olmak üzere tam 'on gün') yetişiyor imdadımıza.

Zilhicce ayı bilindiği üzere İslam'ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yapıldığı aydır. Bu güzel ayın ilk on gecesi 'leyâli-i aşere' yani on mübarek gecedir. Onuncu gün Kurban bayramının ilk günüdür.

Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in bu günler hakkındaki müjdesi ise şöyle;
"Allah`a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce`nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir."
(Tirmizi: Savm, 52; İbn Mace: Sıyam, 39)

Demek ki bugünlerde tutulan bir oruç, 360 gün oruca bedel olabiliyor. Rabbimizin rahmet ve bereketi o kadar coşmakta ki, bir günlük oruca bir yıllık oruç sevabı veriyor. Böyle güzel ve tatlı bir müjdeye ilgisiz kalmak mümkün mü? :) Bu gecelerin Kadir gecesine benzetilmesiyse, ayrı bir güzellik. Çünkü, Kadir gecesi bin aydan hayırlı ve 83 yıllık ibadete bedeldir...

Yine Efendimiz(s.a.v.)'den harika bir teşvik cümlesi;
"Allah indinde Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!" 
(Abd b. Humeyd, Müsned, 1/257)

Tesbih, sübhanallah; tahmid, elhamdülillah; tehlil, lâilâheillâllah; tekbir ise Allahu ekber demektir. Tesbih, tahmid ve tekbirin namazın çekirdekleri hükmünde olduğunu düşünürsek, bugünlerde nafile namazları arttırmanın ne kadar büyük sevap olduğunu anlayabiliriz...
İbni Abbas`ın şu rivayeti ise, bugünlerdeki ibadetin cihattan bile faziletli olduğunu gösteriyor:

Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
"Allah katında içinde bulunduğumuz şu günler (Zilhicce`nin ilk on günün)'deki salih amelden daha sevimli (salih amelin bulunacağı) başka günler yoktur."
Sahabeler, sordular:
"Ya Resulallah, Allah yolunda cihat da mı?"
Resulullah (s.a.v.) cevap verdi:
"Evet, Allah yolunda cihat da. Meğerki bir adam canıyla ve malıyla cihada çıkıp da kendisine ait mal ve candan hiçbir şeyi geri getiremez olursa, o başka." 
(İbni Mâce, Sıyam: 39.İbni Hacer, 5:119)

Zilhicce umumi af ve bağışlanma ayıdır!...
Bu on günde her şeyden önce her zaman ve zeminde en vazgeçilmez ibadet olan beş vakit namazı asla ihmal etmemeliyiz. Çünkü, hiçbir nafile ibadet farzların yerini tutamaz. Namazlarda cemaate katılmak için gayret etmeli, daha bir dikkat ve huşu ile kılmalıyız. Mümkünse bugünlerde oruç tutup zamanımızı Kur'an, istiğfar, salavat, zikir ve dua ile geçirmeliyiz. Her zaman yapamayanlar bile hiç değilse bugünlerde kuşluk, evvabin, teheccüt gibi namazları kılmalı, affa nail olmak için çırpınmalıdır. Bu günler, günlerin kısaldığı ve havaların serinlediği zamanlara denk geldi bu yıl, oruç tutmak kesinlikle nefsimize ağır gelmeyecek, adeta midelerimizinde dinlenmesine, nefsin terbiye edilmesine vesile olacaktır, tutmaya gayret edelim işnâAllah...

Oruçlara Ramazanda tutamadığımız oruçlar içinde niyet edebiliriz. Oruca yarın başlıyoruz, arefe dahil dokuz, Bayram'ın ilk günüyle birlikte ona tamamlamış olacağız... Bilindiği gibi Bayram günlerinde oruç tutmak mekruhtur, onuncu gün, yani Bayram'ın ilk günü kurban etiyle yemeye başlayacağız, o gün için oruca niyet etmiyoruz...


İstifademize inşâAllah...

Ben bugün çok dinledim... TIK

Mutlu haftasonları, bol gülümsemeli :)

Yirmibeşinci Saat


Esselamu aleykum...

Bloglar arasında gezginkitabımız olan, Virgil Gheorghiu/Yirmibeşinci Saat bendeydi... Seyhan göndermişti sağolsun :) Kitabı bu sabah bitirdim, bende Pabuç'a göndericem bugün adres alabilirsem :)

Kitaptan bahsedecek olursak, yazarımız biraz karamsar.. Kitap boyunca yüzünüzün gülmesi neredeyse imkansız... Ben başladığım andan itibaren ağlamaklı okudum kitabı...

İnsanların sadece din, milliyet, ırk... gibi sebepler yüzünden, hiçbir suç işlemedikleri halde maruz kaldıkları eziyet ve işkenceler...Ve bunlara rağmen hiçbir zaman tükenmeyen bir umut ışığı...

Hani çok hasta olan ve onun için ölümden başka kurtuluşun olmadığına inandığımız yakınlarımız için deriz ya "Öldü de kurtuldu..." Çok sevsekte o insanın ölümünden garip bir mutluluk duyarız... Bu kitapta hep bu cümleyi kurmak istedim...

Öyle bir kitaptı işte. İnsana hiç düşünmediği şeyleri düşündüren, olaylara bakarken yeni bir pencere keşfettiren...


Ve gündemdeki diğer maddem; kenardaki notlar'ın bugün doğum günü :)) İlk yazımın üzerinden tam bir yıl geçti... Zaman gerçekten çok hızlı ilerliyor, bizi ardından sürükleyerek....
Blogla tanışmam çok farklı bir şekilde oldu, ama iyiki başlamışım yazmaya... Yazmak bana çok iyi geldi, bazen reelde anlatamadığım, kimseyle paylaşamadığım şeyleri buraya yazdım, sizler okudunuz, tarafsızca yorum yaptınız, mutluluk ve üzüntülerimde yanımda olduğunuzu belli ettiniz... Yorumlarınız ve güzel yazılarınızı keyifle okudum hep, bana çok güzel şeyler katttığınıza inanıyorum... Hepinize teşekkür ederim, daha nice güzel yıllara ve hayırlı paylaşımlara...

 Hamdım, piştim...  

"Keep smiling..."

İman ehemmiyeti


"Îmanda ne kadar büyük bir saadet ve ni'met ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anla..." (Sözler:2)

Biraz iman üzerine konuşarak tefekkür ibadetini yerine getirmiş olalım... 

İmanımız bize ne gibi artılar getiriyor sizce? 

Hiç düşünüyor muyuz? Hak dinin İslam, hak kitabın Kur'an, tek yaratıcının Allah(c.c) ve hak peygamberin Muhammed(s.a.v) olduğuna inanmanı faziletleri neler?..

Ben çok fazla düşünmediğimi farkettim, birlikte düşünelim şimdi...
Yukarıda yaptığım alıntı'yı cevaplandıracak olursak;

İmandaki saadet ne olabilir?

Bence şöyle düşünülebilir; İnsan olarak aklımızın olması sebebiyle bir yaratıcının varlığını bilmek, ona inanmak, güvenmek saadet verir. Çünkü her şeyin Allah'tan geldiğini, onun korumasında olduğunu bilmek huzur verir... Mesela ölümden sonra (her ne kadar cehennemde varolsa da bunu hak edip etmemek elimizde) yok olmayarak ebedi alemde varoluşa geçecek olduğumuzu bilmek/buna inanmak çok güzel. 

Hiçkimsenin sizi sevmediği, düşünmediği anlarda bile Allah'ın her zaman sizi görüp gözettiği ve sevdiğini düşünmek saadet sebebidir/olmalıdır....


Ya İslam'ın nimet olduğunu ne kadar biliyoruz?..

Benim bunu duyduğum an aklıma ilk gelen diğer Avrupa medeniyetlerinde aile yapısının çarpık hatta böyle bir kurumun hiç olmayışı...

Her ne kadar ülkemiz adına karamsar konuşsakta hala aile yapısı bozulmayan nadir ülkelerden Türkiye. Bununla gurur duyuyorum ve buna en büyük vesile de elbette ki imandır...
Eğer İslam dini mensubu olmayıp dinimizin sınırları içesinde yaşamayı seçmeseydik, zina yoluyla meydana gelen nesiller yetişecekti... Evlilik diye bir kurum çokta önemli olmayacaktı. Dinimizi hükmü olan anaya babaya saygı sevgi, akrabayla olan/olması gereken samimi hasbihal gereksiz gibi duracaktı... 
Bunları düşününce İslam'ın ne büyük nimet olduğunu anlayıp şükrediyorum/etmeliyiz...

Ya lezzet? Dinimiz bize lezzet veriyor mu?

Her sabah uyandığımızda besmele çekiyor muyuz? Güne başlarken yaradanımızı hatırlayıp mutlu oluyor muyuz? Bizi her zaman koruyup gözeten Rabbimizin gün boyu bize eşlik edeceğini bilip onun himayesinde olmaktan lezzet alıyor muyuz? Alıyorum/almalıyız....

İslamda rahat var mı? Helal dairesi keyfe kafi midir?

Bunuda sadece Tevekkül'le açıklayacağım... 
Başımıza gelen olayların sonucunu Allah'a bağlamak çok büyük rahatlıktır.
Rahatlık; amaçlar uğrunda çalışıp neticeyi Rab Teala'dan beklemek, sonucun benim için hayırlı olanını ver Allah'ım demek/diyebilmektir...
Eğer inancımız olmasaydı, başımıza gelen olaylara farklı yorumlar getirebilir, olaylar intiharlar, ölümler, kinler, kavgalarla bile sonuçlanabilirdi... Ama islam sayesinde diyoruz ki; "demek hayırlı değilmiş olmadı." "nasip değilmiş" "Allah daha iyisini verecektir" bu yorumları yapmamıza vesile olan şey İslam'ın rahatlığıdır...


"Ey insan! Senin önünde iki yol var. Birisinden gitsen, dünyevi üç beş kuruşluk gayrimeşru lezzet, sefahet ve günahların zilletiyle kâinatın esfel-i sâfilînine gidersin. Diğer yoldan gidersen, meşru helal daireye iktifa etmekle, kulluğun, ibadetin ve duanın izzetiyle âlâ-yı illiyyîn-i şerefe çıkabilirsin."
 (Hz. Mevlana/Mesnevi)

اَلْحَمْدُ ِللّهِ عَلَى دِينِ اْلاِسْلاَمِ وَ كَمَالِ اْلاِيمَانِ

Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve beraketuhu...

Can düşmanı/m

Kendisiyle tanışmamız iki gece önceydi...
O ince sesi kulaklarımdaydı, biran önce ondan uzaklaşmak istiyordum... Yatağımdan kalktım, uyku sersemi elime geçen ilk şeyi etrafıma savurmaya başladım ve penceremi açtım... Uzaklaşmasını, yok olmasını hatta ölmesini istiyordum...

Sessizlik hakim oldu biran, gitti, yok oldu sandım... Ama yanılmışım, sabaha kadar karabasanım olacaktı... Gece böylece yaşandı ve bitti... Bir daha uğramaz, kurtuldum diyordum ki!!

Dün gece yanıldığımı anladım, saat sabahın 3'ü... Sesini duymamla gözlerimi faltaşı gibi açmam bir oldu... Savaşmayacaktım onunla, zaten sesini duymadan önce yüzüme izini bırakmıştı... Kalktım, yastığım ve battaniyemle salona geçip uzandım, ve ardından o kulaklarımı sağır edeceğine inandığım ince sesi!... Beni salona kadar takip etmiş, iyice yerleştikten sonra da kulağımın dibinde bitivermişti...

O an anladım yazdan kalma intikamını almaya geldiğini... Gitmeyecekti, yok olmayacaktı, önce beni bezdirmeliydi, uykularımı bölmeli, canımı acıtmalıydı...

Salonda uyuyamıyordum, sürekli yağan yağmurun sesi ve rüzgar kulaklarımı kemiriyordu... Kalktım üstümü başımı yatağımı yastığımı... silkeledim, pencereyi açtım, serin havayı içime çektim ve tekrar yatağıma uzandım... Sesi çıkmıyordu, Bir an  beni NEMRUT gibi burnumdan girip beynime yol alarak öldürmek isteyebileceği aklıma geldi!!  Feci tırstım, kafamı battaniyenin altına gömdüm, uyumuşum....
Birbirimizle ilgili öldürücü planlarımız var...

Evet o beni yaz boyu canımdan bezdiren sivrisinekleri anlatmıştım, geri döndüler :((
Nedir benimle alıp veremedikleri bilmiyorum, ama hayatımı karartmaya devam ediyorlar...

Aşkın gözyaşları...

Esselamu aleyküm...

Okuduğum kitaptan bahsedeceğim, aşkın deryasına dalacağız birazda :)

Aşkın Gözyaşları Sinan Yağmur'un ikinci kitabı olmasına rağmen o kadar ustaca yazılmış ki, büyük bir emeğin ürünü olduğu ortada...Kitap çıktığı ilk günlerinde çok satanlar listesine girdi ve olumlu eleştiriler aldı....

Beni kitaba çeken şey kapak resmiydi :)
Arka kapağını bile okumadan aldım, ki bunu hiç yapmam...
Pişman olmadım, bence 10 üzerinden 10'du...

Tahmin edeceğiniz üzere kitap, Şems ve Mevlana aşkı çerçevesinde ilerliyor...
Ama benzerlerinden farklı olarak bu sefer Şems'in anlatımıyla okuyoruz yaşananları...
Kitap, daha önce okuduğumuz kitaplardaki birçok önyargıyı çürütür nitelikte... Şaşıracaksınız...

Şems'in hayat hikayesini alışılmışın dışında Mevlana ile tanışması ve sonrası değil, öncesini de okuyoruz bu sefer... Çocukluğunu, gençliğini... Sırlı hayat hikayesini... Mevlana'yı nasıl sınavlardan geçirdiğini, Konya halkıyla olan münasebetini, Kimya hatun'la aralarında yaşanan saf aşkı.... hüzünlenerek, iç çekerek okuyacaksınız...

Kitapta altını çizdiklerimden tadımlık... (:

*Birgün Urfa'da bir adam gördüm. Kırbaçlandığı halde çıkmıyordu sesi. Kırbaçlandıkça susuyordu. Peşine takıldım ve niçin kırbaçlandığını sordum. Bir kadına âşık olduğundan bu hale düştüğünü söyledi. "Bu kadar acı çektiğin halde neden ses çıkarmadın?" diye sordum.
"Sevgilim bana bakıyordu" dedi.
Bunun üzerine kendisine: "Ya yüce Allah'ın seni hep gördüğünü bilseydin!" dediğimde haykırarak yere düştü.

*Caminin duvarının dibinde birisinin yüksek sesle şöyle dua ettiğine şahit oldum,
-Allah'ım bana rahmet kapısını aç.
-Allah'ın rahmet kapısı kapalı mı ki açmasını istiyorsun? Rahmet kapısı her zaman açık. Kapın açık mı sen ona bak!
-Nasıl dua edeyim?
-Günahları terk etmekten daha güzel dua mı var? Sen dünyayı ahirete götüremeyeceğine göre. Öyle yaşa ki dünya seni ahirete götürsün.

*"Yarın ola aşk ola..."

Aşkla... (:

Yoksa sizde nabza göre şerbet verenlerden misiniz?

Kanımı donduruyor bu durum.... O kadar sahte, o kadar yalan ve o kadar gereksiz ki...
Neden kaynaklanıyor bu ?..

İnsanların kendilerine olan güvensizliklerinden mi?
Yoksa fikirlerine olan güvensizliklerinden mi?
Yoksa bunlarla hiç alakası yokta,
Amaç sadece yalakalık mı!...

Yazıklar olsun bu insan(!)lara...
Böyle insanları çok görürüz etrafımızda,
Kendilerine yandaş bulurlarsa o fikri savunmaya devam eder, yüklenir de yüklenirler...
Yok bulamazlar ters teperse, hemen o dahiyane fikirlerinden U dönüşü yaparlar...

'Yok ben öyle demek istememiştim', 'Seni tenzih ederim', 'Sözüm meclisten dışarı'...vs..
Kardeşim ortaya bir fikir atmışsın, bir kesime hitap ediyorsun, bir cemmat hakkında konuşuyorsun!...
Eğer bende bu insanlardan biyirsem elbette senin ettiğin laf bana da gelir!..
 Yoksa o dahiyane fikrini karşında bi savunucusu olduğunda tartışacak gücün/cesaretin yok mu?
Zaten senin amacın sadece bir kesimi karalamak mı? yada sadece boş(!) konuşmak... Birilerini zan altında bırakmak!..

Madem bir fikrin var, arkasında dur!
Kendi doğrularını savun,
Bilgi sahibi olduğun şey hakkında konuş!
Yada sus!...

Konuşmasını bilmiyorsun, bari susmasını öğren!...

Yansımalar II

* Sonbahar mevsiminde miyiz? Yoksa direk kışa geçiş mi yaptık bilmiyorum... Dün sıcaktan terlerken, bugün bırr üşüyorum... Geçtiğimiz 1000 yılın en soğuk kışı olacakmış diyorlar. :) Hayırlısı...

*Karşımdaki için üzülüyorum, çaba sarfediyorum, ama o kendi için bu çabayı göstermiyorsa bırakmak gerektiğini anlıyorum... Geçte olsa...

*Hayatımda yeni bir boyuta geçiyorum, mezun oldum... :) Başarmak istediğim şeyler için atmam gereken ilk adımı attım... Bundan sonra beni daha zor şeyler beklese de, olsun, ilk adımı attıktan sonra gerisi geliyor... Huzurluyum...

*Sürekli kitaplarımı aldığım sahaf, beni hep kazıklıyor... Ordan alışveriş yapmamın sebebi aslında o çifti çok sevmemdi.. Ama artık bitti, uğramak yok.. Dost kazığında son raund dündü...

*Uzun zamandır almak istediğim Mevlana/Mesnevi'yi dün kendime mezuniyet hediyesi olarak aldım :) Tabi kitapçıya girdiğimde dayanamayarak birkaç kitap daha aldım; İskender Pala/Babilde Ölüm İstanbulda Aşk, İskender Pala/İki Dirhem Bir Çekirdek, Cezmi Ersöz/Şizofren Aşka Mektup...

*Dün akşam sevdiğim ve bana değer verdiğine inandığım dostlarımla birlikte mezuniyetimi kutladık, mutluluk paylaştıkça çoğalan, keder paylaştıkça azalandır... Keyifliydi... Ama bu dostum dediğim insanların arasında en olması gereken yoktu... Çünkü herzamanki gibi bahaneleri vardı... Israr etmedim, yine herzamanki gibi daha sonra  telafi edeceğimizi falan söyledi.. Kırıldım.. Şunu demek istedim o an; ben evlenirken düğünüme de gelmezsin, daha sonra telafi ederiz... Dost herzaman yanında olandır, olması gereken zamanlarda yok olup daha sonra telafi eden değil!...

Yine söylemek istiyorum;
"Karşındaki senin ona verdiğin değerin kıymetini bilmiyorsa, bırak kendi değersizliğiyle kalsın...."

Mutlu haftasonları...

Mim... Konumuz itiraflar..

Daha yenice bir mimden sıyrılmışken, yine mim radarına yakalandım :)) Bu seferde beni @life mimlemiş. Mimin konusu hayli ciddi. 5 küçük itirafta bulunacakmışım, diyorum ki itiraf nedir? Vakt-i zamanında yaptığın ve herkesten gizlediğin hatalardır.. Ben şimdi bu hatalardan bahsedip sizleri günahıma şahit mi kılayım?... :) Ama bikaç masum itiraftan birşey olmaz diyerek başlıyorum;



1- Babamı kaybettiğim ilk yıllarda sürekli rüyamda onun hala hayatta olduğunu görür, kan ter içinde uyanırdım.. Uzun süre babamın gerçekten ölüp ölmediğini düşünür, şüpheye düşerdim...

2- Kitap okuma sevgim aslında ilkokul yıllarımda başlamıştı, ama neden bilmiyorum daha sonra soğudum.. Lisedeki rehber öğretmenim zorla okutturana dek... :) Yalan bile söylerdim okudum diye, ama zamanla bana inanmayıp özet istediği için mecburen okumaya başladım... Bir süre sonra da tutkuya dönüştü :) Şimdi her görüşmemizde bundan bahseder güleriz birlikte...

3- Küçüklüğümde her çocuk gibi, ateş ve kibritle oynamayı çok severdim... Evimize misafir geldiği bir akşam, balkonumuzdaki küçük sepeti yakmıştım, ablam duman kokusuna gelip  sepeti söndürmeseydi ev bile yanabilirdi... Kibritle olan kuvvetli bağımız uzun süre kopmamış ve ben birçok acılı vakaya imza atmıştım...

4- Hayatım boyunca bir kez kopya çekmeye yeltendim. Onda da kıpkırmızı suratla etrafıma bakınırken, öğretmene yakalanıp başka bir sınıfla tekrar sınava girmek zorunda kalmıştım..

5- Öss'ye hazırlık dönemimde kaldığım yurttan, arkadaşımın ısrarııyla bir gece konser için kaçtık. Korktuğu için bizimle gelmeyen arkadaşımızı da, bekçilik yapması için yurtta bıraktık. Biz tırsarak konser alanına giderken tanıdık biri bizi gördü ve yurda geri bıraktı... Çok utanmıştım...

Benden bu kadar... :) Mim'i isteyen herkese paslıyorum...

Mim ve Cuma...

Uzun süredir mim gelmemişti bana, ta ki düne kadar.. 
Mim postlarını okurken hemen listede adım var mı diye bakar, olmadığını görünce de, bir oh çekerdim :)) Mim cevaplamayı pek sevmiyorum... Ama bazı mimlerinde konusu ilgimi çekiyor, bu seferki gibi.. 
Konumuz; Yerinde olmak istediğiniz ünlünün İsmini ve resmini yayınlayın ve neden onun yerinde olmak istediğinizi açıklayın..



Bu sefer beni мγdяєaм mimlemiş. Kendisi aramıza yeni katılmış olmasına rağmen çok aktif ve takip listesi şimdiden çok kalabalık :) Güzel paylaşımlara diyorum ve mimi cevaplamaya geçiyorum hemen...

Cevabım; Elif ŞAFAK.. 

Bu kadınla doğru dürüst tanışmam AŞK isimli romanıyla oldu, ama daha sonra da peşini bırakmadım, okudum, okudukça sevdim... 

Yazı ve kitaplarını severek okuduğum, görüşünü benimsediğim, yaşam tarzına ve olaylara yaklaşımına hayran kaldığım, imrendiğim isimlerin başında gelir.. :) 
Herşeyini seviyorum kadının ya hu :))







Bende terkedilemez görevim olan mim paslamaya geçiyorum, hazır olun :))

Cevaplarsanız mesut bahtiyar olacağım efendim :)) 

Cumamız mübarek olsun Dost'lar... Dünya fani, ömür kısa, Rabbim ömrünü faydalı geçirenlerden eylesin cümlemizi... Yaşamında ölümünde hayırlısını, en güzelini nasip etsin mevla... Cümlemizi doğru yola ulaştırsın ve o yolda daim eylesin... Dünya çok cezbedici, haramlardan sakınmak çok güç, faize herkes karışmış durumda, cinayetler vurup kırmalar hat safhada... bunlar için çok dua etmeliyiz, Rabbim bu dünyayı bizler için konakladığımız güzel bir bahçe eylesin... Dünya ve ahiret saadeti versin, ömrümüzü bereketli kılsın... 
Ecmain...

Müslüman'ın müslüman'a yaptığı dua günahsızdır ve melekler Amin der, Günahsız ağızla;
Rabbim beni anamı babamı ve tüm inananları bağışla, Bizleri cennetine giren Cemalini gören kullarından eyle... 





Kitap okumalarım


Esselamü aleyküm,

Okuduğum kitaplardan bahsedeceğim biraz.
Öncelikle; M. Yusuf Güven/Gözümü Haramdan Nasıl Korurum...
Kitap gözle işlenen günahlardan ve açtığı kapılardan bahsediyor. Her insanın ihtiyaç duyacağı ve okuması gereken kitaplardan diye düşünüyorum. 
Ben biraz hızlı okudum, bitirince de üzüldüm, üstünkörü mü geçtim diye... En yakın zamanda tekrar okumayı düşünüyorum. Zaten bu tür sahih bilgiler içeren kitapları sık sık okuyup iman tazelemek lazım...

Yazar konuyu bilindik bilgilerden sıyırarak ayet,hadis ve kıssalarla bakış açınızı genişletiyor. Farklı cümleler kurarak sizi sarıyor.. Mesela;

"Diğer türlü pişmanlığı unutmak için günahı günahla örtmek,'zaten öksürüyorum,o zaman kanserde olsam farketmez.'demek gibi bir divanelik olacaktır..."

Bu kitabı herkes okusa keşke..

Bir diğer kitapta, pazar günü başlayıp aynı gün bitirdiğim, günümü güzelleştiren, farklı iklimlere götüren, huzura erdiren Muriel Maufroy/Mevlana'nın Kızı... 

Bu kitabı çok sevdiğim bi arkadaşım hediye etmişti, uzun zamandır okunmayı bekliyordu, sıradaki kitaplar yüzünden... Ama blog arkadaşımTaze Kahvekitabı okuyup bloğunda da bahsedince dayanamayıp bi çırpıda okuyuverdim. 

Hz. Mevlana ve Mevlevilik herzaman ilgimi çeken konular arasında olduğu için bu tarz kitapları kaçırmam. Bugüne dek okuyup sevdiğim kitapların başında Elif Şafak/Aşk, Ahmet Ümit/Bab-ı Esrar, Saide Kuds/Kimya Hatun... Ve okunmayı bekleyen Sinan Yağmur/Aşkın Gözyaşları... 

Mevlana'nın Kızı , ile ilgili anlatabileceğim çok şey yok aslında, ön kapakta da yazdığı üzere "Sevgiye uzanan mistik bir yolculuk"tu.. :)  Kitapta Kimya'nın etrafındaki kişilere olan samimi sevgisinden bahsediyor yazar, imreniyorsunuz... Kimya severken saygı da duyuyor, sorgulamadan, yargılamadan ve karşılık beklemeden seviyor...  Çoğumuzun başaramadığı gibi... Bazı yerlerinde gözyaşlarıma hakim olamadım, onun yerinde olmak istedim, onunla yaşadım/sevdim...  Onların hayatı öyle güzel ve imrenilesi ki, insan farklı kalemlerle yeniden yeniden okumaktan hiç bıkmıyor...

Bu tarzı sevenlere tavsiye ediyorum, pişman olmazsınız..