Esselamu aleyküm dostlar, akşam-ı şerifleriniz hayrola :)
Yılın son kitabı olarak en sevdiğim eser olan A. Ali Ural'ın Posta Kutusundaki Mızıka'sını seçtim :) Baştan sona ikinci kez okuyuşumdu benim, yine çok keyifle okudum, boğazım düğümlendi çoğu yerinde, ağlamaktan okuyamadım bazı bazı..
Sevgili Ali Ural nasıl yazmış o mektupları, hangi duygularla, kimi düşünerek yazmış bilemiyorum ama beni her okuyuşumda ayrı etkiliyor, her seferinde kendimden bir şeyler buluyorum muhakkak...
İnsan annesine, kardeşine, sevgilisine, çocuğuna, dostuna...
Herkese yazabilir o mektupları...
Bu kitabı okudukça insanın mektuba ilgisi artıyor, özeniyor eskiye... Teknolojinin bizi bu kadar sarmaş dolaş etmediği günlere... Okursanız beni daha iyi anlayacaksınız :)
Aralarından seçim yapmak çok zor, isterdim ki her satırını taşıyayım buraya, ama siz dokunarak okuyun o güzelim satırları, buradakiler tadımlık olsun...
*Sevgili Dost,
Eğer yeryüzündeki bütün elleri bir masanın üzerine koysalar, elini bulabilirdim onların içinden.
*Sevgili Dost,
Bulunduğu durumun farkında olmamak, her durumdan daha kötüdür.
*Sevgili Dost,
''Kalpler ancak Allah'ı anarak huzur bulur,'' ayetini biraz daha dikkatli okuyacak olsak, basınç odasının yerini göreceğiz. Evet, bu ayet, adına ''stres'' denen çağdaş basıncı düşürecek ilahi bir odaya, Kur'an'a çağırıyor bizi.
Frankenstein'ın yaratığı değil, Allah'ın kulu olmak ne güzel!
Ne güzel ''Allah en büyüktür,'' sözü.
*Sevgili Dost,
İnsan yoktu ve sınır yoktu. İnsan geldi ve elindeki tebeşirle sınırlar çizmeye başladı.
*Epictetus, elindeki cevizlerin birazını bırak der, eli çömlekte sıkışan çocuğa.
''Hırs sebeb-i hasârettir.''
*Sevgili Dost,
Bir bedenin organları gibi olduğumuz söylenmişti bize ve biz buna inanmıştık. Çünkü bu sözün sahibi Peygamberimizdi. Vücudumuzun bir parçasının geçirdiği rahatsızlık hani bütün vücudu ateşler içinde bırakacak, bütün vücut bu rahatsızlıktan elem duyacaktı? Kol kesilirken dudak gülüyor, ayak kesilirken kollar el çırpıyor, bir göz oyulurken diğer göz futbol maçı izliyor. Bir cinnet olmalı bu!
Keyifli okumalar dilerim, huzurla kalın...
Okudum:22 A. Ali Ural/Posta Kutusundaki Mızıka
Gönderen
đerkenαя
on 31 Aralık 2014 Çarşamba
/
Etiketler:
A. Ali Ural,
Kitap,
Mektup,
Öneri,
Posta Kutusundaki Mızıka,
Yorum
/
Comments: (0)
Okudum:21 Kemal Özer/Müslüman'ın Diyeti
Gönderen
đerkenαя
on 16 Aralık 2014 Salı
/
Etiketler:
Kemal Özer,
Kitap,
Müslüman'ın Diyeti,
Öneri
/
Comments: (0)
Esselamu aleykum ve rahmetullah..
Merhabalar efendim, öncelikle belirtmek istiyorum ki bu bilindik bir rejim/diyet kitabı değil, yanlış anlaşılmasın... Bu ancak bir müslümanın yaşam boyu yemek yeme stili.
Bu kitabı duymamıştım daha önce, yazarını da öyle. İnternetten kitap siparişi verirken bir anda karşıma çıktı ve alıverdim ben de.. İyi ki de almışım.
Müslüman bir insanın Allah'ın bize verdiği nimetleri hangi ölçüde, ne zaman, nasıl tüketmemizi bazen bilimsel bilgiler eşliğinde, bazen de hadis veya ayetlerle çok güzel açıklıyor yazarımız. Özellikle Efendimiz (s.a.v)'in yeme ölçüsünü, hadisleri ben ilgiyle okudum. Umarım sizler de istifade edebilirsiniz.
*Rivayetler, Hz. Peygamber'in bir hurma tanesini bile ayakta yemediğini, bir şey yiyecek olduğunda nimete ve o nimeti bahşeden Allah'a hürmeten mutlaka çömeldiğini bildiriyor.
*Muhyiddin-i Arabî hazretleri yeme içme adabını şöyle özetler: ''Besmelesiz başlama, acıkmadan yeme, yemeğe hep en son sen başla, yerken acele etme, acele etmeden lokmayı teenni ile ortalama olarak al, taamı çiğnemeden yutma ve iyice çiğne, diğer lokmaya elini uzatırken de besmele çek, sofrada yalnız bile olsan hep kendi önünden ye, sofradakilerin yüzüne ve eline bakma, daha fazla yemen konusundaki ısrarlara aldırış etme, zaruret kadar ye, sofradan mideni doldurmadan kalk, nimeti hazırlayana teşekkür et, bu rızkı veren Allah'a gereği gibi şükret, günde ki öğün ye.''
*Rasülullah(s.a.v) şöyle buyurdular: ''Öyle devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak. Böylelerinin hiçbir duası kabul edilmez.''
*...Hz.Ömer'in ''Biz harama düşme korkusuyla helâlin onda dokuzunu terk ederiz.''
*İzin verilen hayvanların sadece helal kesim olmasına değil, helal ve temiz beslenip beslenmediklerine de bakılmalı.
Aklıma gelmişken, blogda yazdığım kitap yorumları genellikle beğendiğim kitaplar oluyor :) bunu garipseyen, her okuduğu kitabı da beğeniyor diyenleriniz olabilir, ancak öyle değil. Sevmediğim kitapları da sonuna kadar okumaya gayret ediyorum ama iş yazma kısmına gelince genellikle onları es geçiyorum :)
Bu kitabı da muhakkak okumanızı öneriyorum, istifadenize inşaAllah..
Keyifli okumalar...
Merhabalar efendim, öncelikle belirtmek istiyorum ki bu bilindik bir rejim/diyet kitabı değil, yanlış anlaşılmasın... Bu ancak bir müslümanın yaşam boyu yemek yeme stili.
Bu kitabı duymamıştım daha önce, yazarını da öyle. İnternetten kitap siparişi verirken bir anda karşıma çıktı ve alıverdim ben de.. İyi ki de almışım.
Müslüman bir insanın Allah'ın bize verdiği nimetleri hangi ölçüde, ne zaman, nasıl tüketmemizi bazen bilimsel bilgiler eşliğinde, bazen de hadis veya ayetlerle çok güzel açıklıyor yazarımız. Özellikle Efendimiz (s.a.v)'in yeme ölçüsünü, hadisleri ben ilgiyle okudum. Umarım sizler de istifade edebilirsiniz.
*Rivayetler, Hz. Peygamber'in bir hurma tanesini bile ayakta yemediğini, bir şey yiyecek olduğunda nimete ve o nimeti bahşeden Allah'a hürmeten mutlaka çömeldiğini bildiriyor.
*Muhyiddin-i Arabî hazretleri yeme içme adabını şöyle özetler: ''Besmelesiz başlama, acıkmadan yeme, yemeğe hep en son sen başla, yerken acele etme, acele etmeden lokmayı teenni ile ortalama olarak al, taamı çiğnemeden yutma ve iyice çiğne, diğer lokmaya elini uzatırken de besmele çek, sofrada yalnız bile olsan hep kendi önünden ye, sofradakilerin yüzüne ve eline bakma, daha fazla yemen konusundaki ısrarlara aldırış etme, zaruret kadar ye, sofradan mideni doldurmadan kalk, nimeti hazırlayana teşekkür et, bu rızkı veren Allah'a gereği gibi şükret, günde ki öğün ye.''
*Rasülullah(s.a.v) şöyle buyurdular: ''Öyle devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak. Böylelerinin hiçbir duası kabul edilmez.''
*...Hz.Ömer'in ''Biz harama düşme korkusuyla helâlin onda dokuzunu terk ederiz.''
*İzin verilen hayvanların sadece helal kesim olmasına değil, helal ve temiz beslenip beslenmediklerine de bakılmalı.
Aklıma gelmişken, blogda yazdığım kitap yorumları genellikle beğendiğim kitaplar oluyor :) bunu garipseyen, her okuduğu kitabı da beğeniyor diyenleriniz olabilir, ancak öyle değil. Sevmediğim kitapları da sonuna kadar okumaya gayret ediyorum ama iş yazma kısmına gelince genellikle onları es geçiyorum :)
Bu kitabı da muhakkak okumanızı öneriyorum, istifadenize inşaAllah..
Keyifli okumalar...
Okudum:19 Alper Canıgüz/Alper Kamu Cehennem Çieği
Gönderen
đerkenαя
on 18 Eylül 2014 Perşembe
/
Etiketler:
Alper Canıgüz,
Alper Kamu,
Cehennem Çiçeği,
Kitap,
Roman
/
Comments: (1)
Esselamu aleykum,
Dostlar afiyettesiniz inşaAllah :)
Alper'i, Oğullar ve Rencide Ruhlar'ı okuyanlar tanır, o çocuk kendisini okumaya müptela eder insanı ve bu eseri de öylece bir solukta okuyuverdim, özlemişim küçük dehamızı :)
Cehennem Çiçeği, Oğullar ve Rencide Ruhlar'daki Alper'in yeni maceralarından oluşuyor, yani kitabın hem devamı gibi hem de değil. Her türlü okunur :)
Sanırım yazarın üslubuna ve Alper Kamu'ya alıştığımdan ötürü bu kitaptan ayrı bir zevk aldım ben. Üslup yine gayet akıcı, tespitler yerinde ve Alper Kamu Şahane :)
Alper yine iş başında, çocuk n'apsın her türlü garip hadise onun etrafında yaşanıyor o da küçük bir dahi olarak kayıtsız kalmıyor tabi olanlara yine :) Onun bazen çocukça bazen de gayet olgun düşüncelerine, yorumlarına hayran olmamak elde değil. Güldürürken düşündürüyor sizi. Olaylar karşısındaki olgun duruşu, hiçbir şeye şaşırmayışı, kendince getirdiği yorumlar şaşırtıyor insanı. Hiçbir şeye şaşırmamaya başlıyorsunuz siz de, çünkü yazar öylesine güzel anlatıyor ki, gerçekten beş yaşındaki Alper'in bunları yaşayabileceğine ve düşünebileceğine inanıyorsunuz.
*Gerçek ya da kurgu, bütün hayat aşk denen yalan çevresinde dönüyordu sanki.
*Mutsuzluklarını kanıksamışlardı ve daha büyük bir şeyin peşinde koşmak akıllarından bile geçmiyordu.
*Tecrübelerime göre, kapımızı çalanların sekizde yedisi görmek istemeyeceğim kişilerden oluşuyordu. Kalan sekizde bir de yanlış zamanda gelirdi ekseriyetle.
*Sağı solu kontrol ettikten sonra kafamı kaldırmak suretiyle yukarıları incelemeye aldım. Ne dost bir yüz, ne de kendini balkondan aşağı atmaya hazırlanan biri vardı görünürde. Saat serserilik etmek ya da canına kıymak için çok erkendi henüz.
*Annemin iniltisini işittik: “Bari bir kan tahlili mi yaptırsak?” Röntgen, tomografi, EEG, MR, ampütasyon, beyin cerrahisi, karaciğer nakli gibi sosyal sigortalar kurumunun bilaücret sağladığı muhteşem servislerin hiçbirinden yararlanamayacağımızı öğrenmenin şokunu üzerinden güçlükle atan annem, “bari bir kan tahliline” fitti şimdi.
*Hayal kırıklığı içimde güçlü duygular uyandırmış olacak ki, o noktada pek çok sosyopat gibi ben de, madem kendime bir hayrım dokunmuyor bari dünyayı kurtarayım diye düşünerek Ümitler'in kapısında aldım soluğu.
Keyifli okumalar :)
Dostlar afiyettesiniz inşaAllah :)
Alper'i, Oğullar ve Rencide Ruhlar'ı okuyanlar tanır, o çocuk kendisini okumaya müptela eder insanı ve bu eseri de öylece bir solukta okuyuverdim, özlemişim küçük dehamızı :)
Cehennem Çiçeği, Oğullar ve Rencide Ruhlar'daki Alper'in yeni maceralarından oluşuyor, yani kitabın hem devamı gibi hem de değil. Her türlü okunur :)
Sanırım yazarın üslubuna ve Alper Kamu'ya alıştığımdan ötürü bu kitaptan ayrı bir zevk aldım ben. Üslup yine gayet akıcı, tespitler yerinde ve Alper Kamu Şahane :)
Alper yine iş başında, çocuk n'apsın her türlü garip hadise onun etrafında yaşanıyor o da küçük bir dahi olarak kayıtsız kalmıyor tabi olanlara yine :) Onun bazen çocukça bazen de gayet olgun düşüncelerine, yorumlarına hayran olmamak elde değil. Güldürürken düşündürüyor sizi. Olaylar karşısındaki olgun duruşu, hiçbir şeye şaşırmayışı, kendince getirdiği yorumlar şaşırtıyor insanı. Hiçbir şeye şaşırmamaya başlıyorsunuz siz de, çünkü yazar öylesine güzel anlatıyor ki, gerçekten beş yaşındaki Alper'in bunları yaşayabileceğine ve düşünebileceğine inanıyorsunuz.
*Gerçek ya da kurgu, bütün hayat aşk denen yalan çevresinde dönüyordu sanki.
*Mutsuzluklarını kanıksamışlardı ve daha büyük bir şeyin peşinde koşmak akıllarından bile geçmiyordu.
*Tecrübelerime göre, kapımızı çalanların sekizde yedisi görmek istemeyeceğim kişilerden oluşuyordu. Kalan sekizde bir de yanlış zamanda gelirdi ekseriyetle.
*Sağı solu kontrol ettikten sonra kafamı kaldırmak suretiyle yukarıları incelemeye aldım. Ne dost bir yüz, ne de kendini balkondan aşağı atmaya hazırlanan biri vardı görünürde. Saat serserilik etmek ya da canına kıymak için çok erkendi henüz.
*Annemin iniltisini işittik: “Bari bir kan tahlili mi yaptırsak?” Röntgen, tomografi, EEG, MR, ampütasyon, beyin cerrahisi, karaciğer nakli gibi sosyal sigortalar kurumunun bilaücret sağladığı muhteşem servislerin hiçbirinden yararlanamayacağımızı öğrenmenin şokunu üzerinden güçlükle atan annem, “bari bir kan tahliline” fitti şimdi.
*Hayal kırıklığı içimde güçlü duygular uyandırmış olacak ki, o noktada pek çok sosyopat gibi ben de, madem kendime bir hayrım dokunmuyor bari dünyayı kurtarayım diye düşünerek Ümitler'in kapısında aldım soluğu.
Keyifli okumalar :)
Okudum:18 Nazan Bekiroğlu/Mimoza Sürgünü
Gönderen
đerkenαя
on 15 Eylül 2014 Pazartesi
/
Etiketler:
Deneme,
Kitap,
Mimoza Sürgünü,
Nazan Bekiroğlu,
Öneri,
Yorum
/
Comments: (0)
Esselamu aleykum..
Merhaba dostlar, gününüz hayırla dolsun.
Az evvel bitirdim Mimoza Sürgünü'nü. Ben Nazan Bekiroğlu okurken dinlendiğimi, hatta yüreğimdeki ağır yüklerden bazılarının kaldırıldığını hissediyorum... Öylesine güzel anlatıyor ki, insan rahatlıyor onu okurken.
Bu sefer bir romanla değil denemeyle karşımıza çıkıyor yazar. Ben normalde pek deneme tercih etmem ama bazı yazarlar özeldir ve tüm kitaplarını sorgusuz edinmek isterim, bu da onlardan biri, kitabın türüne bile bakmamıştım alırken :) İlk başta deneme olduğunu anlayınca küçük bir hayal kırıklığı yaşasam da sevdim elbette, yüreğinden yüreğime dokunanları.
Yazar Trabzon'da yaşıyor ve tam bir Karadeniz aşığı :) Yer yer şehirden, yolculuklarından, gittiği yerlerden bahsediyor. Yurt dışında bazı yazarların evlerini ziyaret etmiş, oralardan, onların hayat hikayelerinden bahsediyor bir bölümde. Bir bölümde sokak hayvanlarından ve insanların onlara bakış açısından dem vuruyor... Kısacası her şey var kitapta, hayata, yaşanılana dair... Hele son bölümde bir Sinek Hanım var ki, çok sevdim ben ;) Nazan Bekiroğlu'nu tanıyorsanız tarzını seviyorsanız dahil edin efendim bu güzel eseri kütüphanenize, e tanımıyorsanız da tanışma için gayet güzel bir başlangıç bence ;)
*Ama her yol, sapılmamış olanın hatırasını kazıyordu ruha.
*Ömrümdeki en önemli hadise olarak kalsa bir ırmağın akışı.
*Duru bir görüş bahşetsen bana ya Rab. Her şeyin yerli yerinde durduğunu, ağır ağır döndüğünü, sakin sakin aktığını görmeme yetecek bir bakış.
*Çünkü savaş, yakıtı masumların bedeni olan bir motordur ve tek masumun bile nâhak yere öldüğü yerde bütün evren ölmüş demektir.
*Şu güneşli dünyada her şey göle üstüne gölgedir.
*Hata yapmamak için dönüp geriye bakmak gerektiğinin farkında değil, bütün genler gibi.
*Oysa kendi acısında bütün evrenin acısını tecrübe edenler kadar bütün evrenin acısını da kendi acısına çevirebilenlere insan denir ve yalnızca onlara insan denir.
*Ateşten, bir parçanızı orada bırakarak kurtulamazsınız. Gerçek bir kurtuluş sayılmaz bu.
*Bir zamanlar ''İyi ki cennet var,'' derdim. Şimdilerde ''İyi ki cehennem var,'' diyorum.
Keyifli okumalar...
Merhaba dostlar, gününüz hayırla dolsun.
Az evvel bitirdim Mimoza Sürgünü'nü. Ben Nazan Bekiroğlu okurken dinlendiğimi, hatta yüreğimdeki ağır yüklerden bazılarının kaldırıldığını hissediyorum... Öylesine güzel anlatıyor ki, insan rahatlıyor onu okurken.
Bu sefer bir romanla değil denemeyle karşımıza çıkıyor yazar. Ben normalde pek deneme tercih etmem ama bazı yazarlar özeldir ve tüm kitaplarını sorgusuz edinmek isterim, bu da onlardan biri, kitabın türüne bile bakmamıştım alırken :) İlk başta deneme olduğunu anlayınca küçük bir hayal kırıklığı yaşasam da sevdim elbette, yüreğinden yüreğime dokunanları.
Yazar Trabzon'da yaşıyor ve tam bir Karadeniz aşığı :) Yer yer şehirden, yolculuklarından, gittiği yerlerden bahsediyor. Yurt dışında bazı yazarların evlerini ziyaret etmiş, oralardan, onların hayat hikayelerinden bahsediyor bir bölümde. Bir bölümde sokak hayvanlarından ve insanların onlara bakış açısından dem vuruyor... Kısacası her şey var kitapta, hayata, yaşanılana dair... Hele son bölümde bir Sinek Hanım var ki, çok sevdim ben ;) Nazan Bekiroğlu'nu tanıyorsanız tarzını seviyorsanız dahil edin efendim bu güzel eseri kütüphanenize, e tanımıyorsanız da tanışma için gayet güzel bir başlangıç bence ;)
*Ama her yol, sapılmamış olanın hatırasını kazıyordu ruha.
*Ömrümdeki en önemli hadise olarak kalsa bir ırmağın akışı.
*Duru bir görüş bahşetsen bana ya Rab. Her şeyin yerli yerinde durduğunu, ağır ağır döndüğünü, sakin sakin aktığını görmeme yetecek bir bakış.
*Çünkü savaş, yakıtı masumların bedeni olan bir motordur ve tek masumun bile nâhak yere öldüğü yerde bütün evren ölmüş demektir.
*Şu güneşli dünyada her şey göle üstüne gölgedir.
*Hata yapmamak için dönüp geriye bakmak gerektiğinin farkında değil, bütün genler gibi.
*Oysa kendi acısında bütün evrenin acısını tecrübe edenler kadar bütün evrenin acısını da kendi acısına çevirebilenlere insan denir ve yalnızca onlara insan denir.
*Ateşten, bir parçanızı orada bırakarak kurtulamazsınız. Gerçek bir kurtuluş sayılmaz bu.
*Bir zamanlar ''İyi ki cennet var,'' derdim. Şimdilerde ''İyi ki cehennem var,'' diyorum.
Keyifli okumalar...




