RSS

Dör Maddelik Nasihat

Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, Ebû Zer hazretlerinin şahsında bütün ümmet-i Muhammed'e şöyle buyurmuştur:

"Gemini bir kere daha elden geçirerek yenile, çünkü deniz çok derin. 
Azığını tastamam al, şüphesiz yolculuk pek uzun. 
Sırtındaki yükünü hafif tut, çünkü tırmanacağın yokuş sarp mı sarp. 
Amelinde ihlaslı ol, zira her şeyi görüp gözeten ve hakkıyla değerlendiren Rabb'in senin yapıp ettiklerinden de haberdârdır."


M.Fethullah Gülen/Kalb İbresi


Öfkelerin yutulduğu, kırgınlıkların unutulduğu, barış ve muhabbetin arttığı, rızıkların bollaştığı bir Cuma dilerim...


Görsel:Deviantart
Görsel Dipnot: Bugünlerde evde kedi besleme şevkimin artması ve annemin bir türlü razı gelmeyişine hitaben dua istiyorum sizlerden :)

Hediye kitap çekilişi, Lâ, Halil Cibran, Ermiş :)

Esselamu aleykum,

Gördüğünüz gibi okuyorum bölmesindeki kitap hala(yaklaşık 2 haftadır) aynı, pek bir ilerleme kaydedemiyorum, bırakamıyorumda vicdan azabı yapar diye, öyle sürünüyoruz.
Neyse efendim, şimdi Sevgili Lâ'nın düzenlediği bir kitap çekiliş vardı yakın zamanda ve ben kazanmıştım, ilk kez bir çekilişten hediye kazanıyorum ve bu hediye kitap(zaten bu tarz şeylere pek katıldığım da söylenemezdi, kitap olunca pek bi sevinmiştim). Bu tür etkinliklerin reel yada sanal fark etmez artmasını ve hayırlı kitaplardan istifade edilmesinin  artmasını diliyorum, aynı zamanda da hediyeleşmek sünnet biliyorsunuz, hayır işleyelim bolca :) Sevgili Lâ, çekilişte birkaç seçenek sunmuştu bende Ermiş'i seçtim, çekilişin dışında birde defter göndermiş bana sağ olsun, çok sevdim onu da, ayrıca teşekkürler :)

Efendim şimdi sevgili Halil Cibran ve Ermiş'ten bahsedelim biraz.
Halil Cibran'dan uzun uzun bahsetmek istiyorum aslında, kitabını okumasanız da birçok sosyal paylaşım sitesinde şiirlerinden alıntılar okumuşsunuzdur, çok derin bir yazar, şair, filozof ve ressam kendisi. Yazarın daha önce hiçbir kitabını okumadıysanız Ermiş sizin için çok iyi bir başlangıç olacaktır. Yazar da Ermiş'e büyük emek verdiğini, yayıncısına teslim etmeden önce uzun yıllar elinde tutup en doğru kelimeleri yazdığından emin oluncaya kadar yayımlamadığını belirtmiştir.
Halil Cibran'ın en ünlü eserlerinden biri olan ve ilk kez 1923 yılında basılan "The Prophet" (Nebi) adlı eseri karma şiir denemelerinden ve birkaç resim örneğinden oluşuyor. Mustafa adındaki kahramanın 12 sene kaldığı Orphalese şehrinden ayrılıp evine gitmek üzereyken bir grup tarafından durdurulması ve halkın insanlık ve hayatın genel durumu hakkında sorular sormaları ve bu sorulara verilen bilgece cevaplar kitabın içeriğini oluşturuyor. Ermiş, insan hayatına dair önemli konulara aydınlatıcı şekilde değiniyor: aşk, evlilik, çocuklar, vermek, yemek ve içmek, sevinç ve üzüntü, ev ve evin önemi, giyecekler, alım ve satım, suç ve ceza, yasalar, özgürlük, sebepler ve arzular, acı, bilgelik, öğretme, arkadaşlık, konuşma, zaman, iyi ve kötü, dua, zevk, güzellik, din ve son olarak da ölüm.
Hristiyan olan bir adamın bu kadar güzel bir şekilde islami yaşama ve düşünce tarzına sahip olması etkileyici.. Kitabı okuduktan sonra beni daha iyi anlayacağınızı sanıyorum. Yazarın kitapları 20'den fazla dile çevrilmiş ve Türkçe'ye Cibran'ı en titiz ve özüne bağlı kalarak kazandıran yayınevi de kaknüs yayınevi sanırım. Bu yayını öneririm.
Kitap benim başucu kitabım oldu diyebilirim, çizmediğim satır sayısı az ve kitabın tamamını ezberleyip hayatıma uydurursam mutlu ve iyi bir insan olacağıma inanıyorum :) Halil Cibran okunması gereken usta bir yazar!

Sizler için birkaç alıntı;


*Zira aşk, nasıl sizi taçlandırırsa öyle de sizi çarmıha gerecektir. Nasıl serpilmeniz içinse öyle de budanmanız içindir.

*Aşk hiçbir şey vermez, kendinden gayrı ve hiçbir şey almaz, kendinden gayrı.

*Ve birlikte ayakta durun. Ama birbirinize çok yakın değil:
Zira mabedin sütunları ayrı durur.
Ve meşe ağacı ile selvi birbirinin gölgesinde serpilmez.

*Ve alıkoyabileceğiniz herhangi bir şey var mı? 
Sahip olduğunuz her şey günün birinde verilmiş olacak.
Öyleyse şimdi verin, verme mevsimi sizin olabilsin diye ve varislerinizin değil.
Çoğu kez 'Vereceğim, fakat yalnızca layık olana.' dersiniz.
Bağınızdaki ağaçlar böyle demez, ne de meranızdaki sürüler.
Yaşayabilmek için verir onlar, zira esirgemek helak olmaktır.

*Ve kalbinizin mevsimlerini kabul ederdiniz, tıpkı tarlaların üzerinden geçen mevsimleri her daim kabul ettiğiniz gibi.

*Siz sıkıntınız ve ihtiyacınız hâlinde ibadet edersiniz; keşke pür neşe olduğunuzda ve bereket günlerinizde de ibadet edebilseniz.

İzmir'in o'su bu'su şu'su :)

Esselamu aleykum,

Dün belki de bu yazın son gezisini gerçekleştirmiş oldum, çok sevdiğim arkadaşlarımla beraber alelacele planladığımız İzmir gezimizi yaptık. Daha önce hiç gitmemiştim İzmir'e, gitmeyi de çok istemiştim ama nasip olmamıştı bir türlü, komik ilklerle beraber çok keyifli bir gezi oldu bizim için. İlk kez trene bindim mesela, aslında gezimiz günü birlik olduğu için otobüs daha mantıklıydı ama ben ve aramızdan hiç trene binmeyen diğer arkadaşım bunda ısrar edince, diğerleri de kırmadı sağolsunlar ve yaklaşık 4,5 saatlik tren yolculuğuyla İzmir'e vardık. Çok farklı ve şirindi :) Biz 4'lü grup çok dikkat çekiyorduk trende, yaşlı amcalar teyzeler hep gözleri üzerimizdeydi, malum 4 kız çok da uslu durduğumuz söylenemez tabi :)  Yolcu alıp-bıraktığımız istasyonlar, küçük kasabalar, güler yüzlü insanlar, birilerinin uğurlanması, kavuşmalar... Çok keyif aldım gerçekten, ama bir daha yapar mısın derseniz, vaktim varsa neden olmasın :)

İzmir çok güzeldi, sadece denizinin olması bile bize yetecek bir nedendi zaten orayı sevmemiz için :) İş yoğunluğu ve stresimizi o serin sulara bıraktık, hava yakmayan bir güneşle beraber hafif rüzgarlıydı, tam gezmelik bir havaydı yani, bizi orada gezdiren arkadaşımız da çok şanslı olduğumuzu, güzel bir zamanda gittiğimizi söyledi. Ama her yerde bu kadar şanslı değildik tabi :) Mesela vapurda içecek dağıtan amcanın bizim arkadaşlardan birinin ayağına takılarak bir diğer arkadaşımızın üzerine içecekleri tepsisiyle boca etmesi çok da şirin değildi tabi, kendimiz ettik kendimiz bulduk hesabı güldük geçtik :) İzmir'de en sevdiklerim kumrular ve martılardı, insanlarına bir şey söyleyemiyorum... Farklı türleri birlikte barındıran bir şehir gördüğüm kadarıyla ve birbirlerine karşı çok da ön yargısız gibi görünmediler bana...
Kemeraltına alışveriş için gittiğimizde her satıcının, çantalarınıza cüzdanlarınıza dikkat edin, kapkaç türü olaylar çok olur burada diye uyarı çekmesi bizi biraz ürküttü :) ama şükür hiç bir vaka olmadı. 
Bizi orada gezdiren arkadaşımız da İzmir'in yerlisi olmadığından her yeri o da başkalarına sorarak buldu ve bu biraz zaman kaybına neden oldu :) Ama yine de kafamızda planladığımız gezi planını çok da şaşmadık elhamdülillah, en yakın zamanda tekrar görüşmek ümidiyle diyerek veda ettik İzmir'e. Otobüste bir film izleyeyim köşemde yorgunluğun üstüne dedim, severek izlediğim filmlerden biri vardı, onu açtım ve hüngür foşurt ağlayarak sonlandırdım yolculuğu :) N'apayım hüzün benim mizacımda var, keyif aldığım şeyleri bile ağlayarak sonlandırabiliyorum evet.

Bugün 2 günlük yorgunluğun üstüne işe gelince, an itibariyle anca açabiliyorum gözlerimi ve kendime geliyorum, her şeyin bir bedeli var değil mi... :)

Hepinize keyif ve hayır dolu bir hafta dilerim, 
yakmayan bir güneş ve serinleten yağmur dileklerimle..

Şah ve Sultan

Esselamu aleykum,

Sevgili İskender Pala'nın Şah ve Sultan adlı eserini yıllık iznimde okumuştum, şuan elimde olan kitap sarkınca bunu bari yayınlayayım dedim, çok sıkıldım galiba yarım bırakıcam :r

Neyse kitaba dönelim. :) İskender Pala severlerin yine keyif alarak okuyacağı bir eser. Mezhepler arası farklılığı ve aşkı konu ediniyor. Anlatım şekli sürükleyici ve etkileyici bir kitap. Kardeş kavgasını, Anadolu'da bir dönem yaşananları aşk penceresinden olabildiğince anlatmaya çalışmış sevgili İskender Pala. Objektiflik konusunda da başarılı, özellikle kitabın sonlarında her iki kahramanın Türk kanı dökmek ve hristiyanlarla hiç savaşmamak gibi ortak özelliklerinin sıralandığı bölüm çok objektifti...
İki müslüman Türk ordusunda yer alan yabancıların, Türk kanı dökmesine isyan edilmesi de bu anlamda etkileyici. 
Aslında tarih romanlarını çok sevdiğim halde, bu kitapta tarih adına beklediğim tadı alamadığımı söyleyebilirim, konu daha çok aşk yönüyle ele alınmış ve benim beklentim bu yönde değildi. :) Ama bir İskender Pala sever olarak keyifle okudum ve elbette öneririm.

Altını çizdiklerimden birkaçı;

*Sevgi hissedilen bir şeydi, bunu biliyordum; ama bir heyecanın da adı olabilir miydi? Bir kişinin adını duyunca hissedilen bir heyecanın adı?!...

*Sevginin bitebilen bir şey olduğunu yahut gittikçe kuvvet ve güç kazanabildiği gibi zamanla zayıflayıp etkisizleştiğini o vakit kabul ettim. Sonra da yanılıyor muyum diye kendime sorup durdum. Belki de aşırı sevgi kıskançlığı, kıskançlık uzaklaştırmayı, uzaklaşma da azalmayı tetikliyordu. Doğan her şey gibi sevgi de belli bir ömrü yaşayıp tamamlıyor ve sonunda yok oluyordu.

*İnsan olmanın ayırt edici olan özelliği Allah'ı seven olmaktan çok Allah'ın sevdiği olmaktır.

*İnsanın zihnine takılan öfke gönüldeki sevgiyi örtüyor ve göstermez oluyordu.

*"Hamiş: Mektubunla birlikte bize bir tas içinde at pisliği göndermişsin. Buna karşılık sana bir kavanoz bal gönderdim. Ne de olsa herkes karşısındakine kendi yediğinden ikram eder!" :)

*Gururun sevgiyi öldürdüğünü söyleyenler haklı olabilirler miydi?

Ve bir başka arkadaşımın yorumu da burada.