skip to main |
skip to sidebar
Esselamu aleykum,
Dostlar afiyettesiniz inşaAllah :)
Alper'i, Oğullar ve Rencide Ruhlar'ı okuyanlar tanır, o çocuk kendisini okumaya müptela eder insanı ve bu eseri de öylece bir solukta okuyuverdim, özlemişim küçük dehamızı :)
Cehennem Çiçeği, Oğullar ve Rencide Ruhlar'daki Alper'in yeni maceralarından oluşuyor, yani kitabın hem devamı gibi hem de değil. Her türlü okunur :)
Sanırım yazarın üslubuna ve Alper Kamu'ya alıştığımdan ötürü bu kitaptan ayrı bir zevk aldım ben. Üslup yine gayet akıcı, tespitler yerinde ve Alper Kamu Şahane :)
Alper yine iş başında, çocuk n'apsın her türlü garip hadise onun etrafında yaşanıyor o da küçük bir dahi olarak kayıtsız kalmıyor tabi olanlara yine :) Onun bazen çocukça bazen de gayet olgun düşüncelerine, yorumlarına hayran olmamak elde değil. Güldürürken düşündürüyor sizi. Olaylar karşısındaki olgun duruşu, hiçbir şeye şaşırmayışı, kendince getirdiği yorumlar şaşırtıyor insanı. Hiçbir şeye şaşırmamaya başlıyorsunuz siz de, çünkü yazar öylesine güzel anlatıyor ki, gerçekten beş yaşındaki Alper'in bunları yaşayabileceğine ve düşünebileceğine inanıyorsunuz.
*Gerçek ya da kurgu, bütün hayat aşk denen yalan çevresinde dönüyordu sanki.
*Mutsuzluklarını kanıksamışlardı ve daha büyük bir şeyin peşinde koşmak akıllarından bile geçmiyordu.
*Tecrübelerime göre, kapımızı çalanların sekizde yedisi görmek istemeyeceğim kişilerden oluşuyordu. Kalan sekizde bir de yanlış zamanda gelirdi ekseriyetle.
*Sağı solu kontrol ettikten sonra kafamı kaldırmak suretiyle yukarıları incelemeye aldım. Ne dost bir yüz, ne de kendini balkondan aşağı atmaya hazırlanan biri vardı görünürde. Saat serserilik etmek ya da canına kıymak için çok erkendi henüz.
*Annemin iniltisini işittik: “Bari bir kan tahlili mi yaptırsak?” Röntgen, tomografi, EEG, MR, ampütasyon, beyin cerrahisi, karaciğer nakli gibi sosyal sigortalar kurumunun bilaücret sağladığı muhteşem servislerin hiçbirinden yararlanamayacağımızı öğrenmenin şokunu üzerinden güçlükle atan annem, “bari bir kan tahliline” fitti şimdi.
*Hayal kırıklığı içimde güçlü duygular uyandırmış olacak ki, o noktada pek çok sosyopat gibi ben de, madem kendime bir hayrım dokunmuyor bari dünyayı kurtarayım diye düşünerek Ümitler'in kapısında aldım soluğu.
Keyifli okumalar :)
Esselamu aleykum..
Merhaba dostlar, gününüz hayırla dolsun.
Az evvel bitirdim Mimoza Sürgünü'nü. Ben Nazan Bekiroğlu okurken dinlendiğimi, hatta yüreğimdeki ağır yüklerden bazılarının kaldırıldığını hissediyorum... Öylesine güzel anlatıyor ki, insan rahatlıyor onu okurken.
Bu sefer bir romanla değil denemeyle karşımıza çıkıyor yazar. Ben normalde pek deneme tercih etmem ama bazı yazarlar özeldir ve tüm kitaplarını sorgusuz edinmek isterim, bu da onlardan biri, kitabın türüne bile bakmamıştım alırken :) İlk başta deneme olduğunu anlayınca küçük bir hayal kırıklığı yaşasam da sevdim elbette, yüreğinden yüreğime dokunanları.
Yazar Trabzon'da yaşıyor ve tam bir Karadeniz aşığı :) Yer yer şehirden, yolculuklarından, gittiği yerlerden bahsediyor. Yurt dışında bazı yazarların evlerini ziyaret etmiş, oralardan, onların hayat hikayelerinden bahsediyor bir bölümde. Bir bölümde sokak hayvanlarından ve insanların onlara bakış açısından dem vuruyor... Kısacası her şey var kitapta, hayata, yaşanılana dair... Hele son bölümde bir Sinek Hanım var ki, çok sevdim ben ;) Nazan Bekiroğlu'nu tanıyorsanız tarzını seviyorsanız dahil edin efendim bu güzel eseri kütüphanenize, e tanımıyorsanız da tanışma için gayet güzel bir başlangıç bence ;)
*Ama her yol, sapılmamış olanın hatırasını kazıyordu ruha.
*Ömrümdeki en önemli hadise olarak kalsa bir ırmağın akışı.
*Duru bir görüş bahşetsen bana ya Rab. Her şeyin yerli yerinde durduğunu, ağır ağır döndüğünü, sakin sakin aktığını görmeme yetecek bir bakış.
*Çünkü savaş, yakıtı masumların bedeni olan bir motordur ve tek masumun bile nâhak yere öldüğü yerde bütün evren ölmüş demektir.
*Şu güneşli dünyada her şey göle üstüne gölgedir.
*Hata yapmamak için dönüp geriye bakmak gerektiğinin farkında değil, bütün genler gibi.
*Oysa kendi acısında bütün evrenin acısını tecrübe edenler kadar bütün evrenin acısını da kendi acısına çevirebilenlere insan denir ve yalnızca onlara insan denir.
*Ateşten, bir parçanızı orada bırakarak kurtulamazsınız. Gerçek bir kurtuluş sayılmaz bu.
*Bir zamanlar ''İyi ki cennet var,'' derdim. Şimdilerde ''İyi ki cehennem var,'' diyorum.
Keyifli okumalar...
Esselamu aleykum..
Vakt-i Cuma hayrolsun dostlar, sizlere çok güzel bir isim ve kitabından bahsedeceğim tanıyın, okuyun efendim :)
Sevgili Murat Menteş'in son romanını okudum yenice. Alalı çok oldu ama sırasının gelmesini bekliyordu okunmak için :) Bende sabırsızlıkla bekliyordum açıkçası bir an önce sırası gelsin, okuyayım diye.
Nasıl bir zekaya sahip diye düşünmeden edemiyor insan bu adamı okurken...
Her cümlesi üzerinde düşünülerek yazılmış bir zeka ürünü gerçekten. İnsanı allak bullak ediyor, düşünmeye zorluyor, okuyup geçemiyorsunuz hiç bir cümleyi..
Murat Menteş çok iyi bir yazar, ben çok seviyorum. Bu kitabıyla da benim için nirvanaya ulaşmış durumda :) çok çok beğendim. Aksiyon, macera, aşk, komedi.. her şeyden biraz var bu kitapta. Okurken asla sıkılmayacak, her cümlenin altını çizmek isteyeceksiniz.
100 yaşındaki istiklal gazisinin enteresan hayatı ve onun etrafında dönen oyunları eğlenerek okuyacaksınız :) Yaşamınızdan kesitlere Menteş'in sözleri damgasını vuracak bazen. Her zamanki gibi o enteresan isimler, mekanlar sizi güldürürken düşündürecek :) Yer yer Alper Canıgüz'den ve eski kitaplarından isimler, yerlerle karşılaşacaksınız. Ben Alper Canıgüz'ün üslubuna da benzetiyorum zaten Menteş'i. Ama hangisi hangisinden esinleniyor ondan emin değilim :) Okuyun bu adamı, pişman olmayacaksınız ;)
*Kalbin kararları bir, bilemedin iki saniyede alınır.
*Senden bekleneni, sana emredileni ya da seni kurtaracak olanı değil; kalbinin derinliklerinde tasdikleneni yap. İyiliği içselleştir.
*Evlilik dediğin, kadına dırdır etme yetkisi, erkeğe de somurtma imtiyazı veren kutsal bağdır.
*Şirinlik akla kibrit suyu döker ve samimiyetin kökünü kurutur.
*Biliyorum, kaplumbağayı yarış atına dönüştüremezsin.
*Gerçeğin acılığı öfke veya pişmanlıkla giderilemez.
*Bundan sonra şansım yaver giderse, ancak mezarımdan petrol fışkırır.
*İyi bir iş yaptığından yüzde yüz emindi ve... kesinlikle yanılıyordu.
*İnsanlar senin yanındayken kendilerini cennetteki gibi kınanmayan, yadırganmayan, dışlanmayan aksine ödüllendirilen, yüceltilen, hoşnut edilen, ikramda bulunulan konumunda, özgür hissederlerse sen, bulunduğun yeri cennete benzetmişsin demektir.
*Allah niyetlerimiz ile akıbetimiz arasındaki bağı rahmetiyle kursun.
Bu kadar yeter bence :) Kendiniz okuyun ve keyfi sonuna kadar yaşayın ;)
Keyifli okumalar.
Esselamu aleykum...
Bundan önce iki kitap daha okudum aslında, ama yorumlamak bir türlü nasip olmadı. Bu kitabı da bitireli bir kaç gün oldu, biraz düşünmem gerekiyordu kitabın üzerine, ayılmam lazımdı zira, kitap beni biraz yordu :)
İhsan Oktay Anar okuyanlar bilir, onun derin deryalarında yol almak yorar insanı ama bu bir başkaydı gerçekten, 240 sayfalık görüntüsüyle sakın kolay lokma sanmayın, 500 sayfa okumuş gibiyim..
İhsan Oktay Anar, felsefe hocası. Bu kitabında bu yönü biraz daha baskın. Hikayeler, karakterler, tarih, o anlamını çözmekte zorlanacağınız cümleler, kurgular :) Sizi düşündürecek, üzecek, güldürecek zaman zaman..
Yazarımız yine çok araştırma yapmış ve ilmek ilmek işlemiş kitabına.. Bu kitabı sakın; yolda, otobüste, birilerinin yanında yada dinlenmek için okumayın, tam aksi kafanız ve ortamınız rahatken elinize alın ve yudum yudum okuyun, bi anda bitirmeye de çalışmayın, bırakın damla damla içinize işlesin :) Zira sonra kim kiminle ne yaptı diye düşünür geri sararsınız :)
Ben tam hakkını veremedim, aradan biraz zaman geçsin tekrar okumayı düşünüyorum.
Kitap üç bölümden oluşuyor; baba, oğul, hayalet...
İlk iki bölüm biraz karmaşık gelebilir ama merak etmeyin, üçüncü bölümde düğümler çözülüyor ;)
*“Şileplerle getirdikleri malları paraya çeviren tüccarlar herhalde, fetihten sonra kiliseleri camiiye çeviren padişah kadar büyük fatihlerdi. Çünkü bu maceraperest adamlar gerçek birer bilgeydi. Konstantiniye fethedildikten sonra Ayasofya bir cemaat bulmuş, ama Filosofya bulamamıştı.”
*“Bu arada Bevval, İhsan Sait’e gelip, ‘Efendi, bu gece de istihareye yatem mi?’ diye sorduğunda hem imanının sağlamlığı hem de göreceği rüyanın çıkacağı konusunda iddialı gibiydi. Diğerleri uykuya daldıktan sonra gerçekten de temiz kalbiyle bir abdest aldı. Lazım gelen duaları okudu ve besmele çekip yatağına uzandı. Sabaha karşı uyandığında doğruca patronunun yanına vardı. Heyecanla ona ‘Efendi! Efendi! Gece rüyamda bi gözel avrat gördüm ki dime gitsin! İyeşil gözlü! Endamlı. Guccağında da ziyah beyaz bi kedi var idi! Böyle gözel avrat görmedi heç!’ deyince İhsan Sait, Bevval’in suratına bir tokat çarparak zavallıya bağırdı: ‘Sus ırz düşmanı! O senin yengen olur!’’
*“Zaten kader, bir memurun sabit geliri gibiydi: Fiyatlar yükselip alçalsa bile maaş, yani kader değişmezdi.”
*“Çünkü ordu, bu harpte donarak ölen binlerce askerin cesedini, ancak yarım asır sonra toplayıp gömecekti. Vatanı uğruna yaşayan birine köpek, yine vatanı uğruna ölene de köpek leşi muamelesi yapmak, galiba bir devlet geleneğiydi.”
*“Onun üstünlüğü, hiçbir üstünlüğünün olmaması.”
Ha unutmadan söylemeden geçemeyeceğim, ben İhsan Oktay Anar'ın her kitabında ismini verdiği bir karakterin olmasına bayılıyorum! ^_^
Keyifli okumalar...