RSS

Okudum 5: Nazan Bekiroğlu/Nar Ağacı

Esselamu Aleykum..

Ocak ayının sonuna beşinci kitabı da sığdırıvermenin mutluluğunu yaşıyorum. Bu yıl güzel geçecek gibi okumalarım açısından :)

Nar Ağacı öyle güzel bir kitap ki, onunla alakalı ne söylesem az, eksik kalacak...

Nazan Bekiroğlu'nun en sevdiğim/seveceğim kitabı bence bu. Hiç sıkılmadan bitirdim kitabı, akıcı ve duru bir anlatımı var sevgili Nazan Bekiroğlu'nun. Betimlemeler öyle güzel ki, hiç görmediğim şehirleri, hatta ülkeleri geziverdim birkaç gün içerisinde. Kitapta savaş ve muhacirlik dönemleri de anlatılıyor. İçim çok acıdı, yutkunarak, gözlerim dolu dolu okudum bazı bölümleri. Ve tabi aşk var, çok aşk hem de... Kitap bittiğinde insanın içinde kocaman bir boşluk oluyor. Bitti mi yani diyorsunuz, bitmesini hiç istemeyerek..

Bu kitabı/hanımefendiyi okuyun okutun dostlar.

*Geçmişi bizim için manalı kılan şey, ona bugünden bakıyor olmamızla alakalıydı.
*Yaradan kusursuz kurmuştu endazesini, yaradılış mükemmeldi.Ama kul kısmı dünyayı eğriltmekle kalmadığı gibi bu eğrilikten dolayı rahatsızlık da duymuyordu.
*Bilerek ve isteyerek kimseye bir kötülüğünün dokunmadığı muhakkaktı ama o bilmeyerek ve istemeyerek de olsa kimseye bir fenalığı dokunmuş mu, bunun hesabındaydı.
*İnsanları Türk, Kürt, Ermeni, Sırp, Yunan, Rum... Nasıl birbirinden ayırıyorsunuz? Takvaca üstün olanın en hayırlı olduğunu, Yaradan nezdinde Arap'ın Arnavut'a, Türk'ün Acem'e bir üstünlüğü olmadığını bilmiyor musunuz?
*Ama bu devleti bu hale koyanlar İbrahim değildi ki, gökten bir koç insindi.
*Tam bittiği yerden yenisinin başlaması belalığın doğasındandı. Başlamasa, zaten belalığı kalmazdı.
*İnsan içinden yenilenmeyince dışından eskir...
*Bir acıya tahammül edebilmek ancak ondan daha büyük bir acıyla yüz yüze gelmekle mümkün olabilirmiş, anladım.
*Dağılıp gitmeye hakkı olmayanlara özgü bir güçle güçlüydü.
Savaş insanı canavarlaştırıyordu ve insanın insana ettiğini kimse kimseye etmiyordu.
Teşekkürler sevgili Nazan Bekiroğlu. 

Sen böyle güzel yazmasan 
Biz böyle okuyamazdık...

*



Kapıdan daha çıkmadan Büyükhanım her zamanki tembihlerini ardı ardına sıralamıştı:

''Yürürken sağa sola bakma. Yollarda gülme. Milleti peşimize takma. Kız kısmı ağır gerek. Kendine söz getirme.Yanımdan ayrılma, Dükkanların önünde oturan adamlara yakın geçme.''


Nazan Bekiroğlu/Nar Ağacı Syf:81

Nasıl keyifli bir kitap.. :)

Okudum 4; İhsan Oktay Anar/Kitab-ül Hiyel

Esselamu aleykum...

Bir önceki İhsan Oktay Anar okumam tee 2011/Puslu Kıtalar Atlası'yla olmuş :) O zaman da bahsetmişim yazarı çok sevmemden ve diğer kitaplarını da edinme isteğimden. Şükür nasip oldu. 

Bu yıl istikrarlı bir şekilde okumak ve yazmak istiyorum inşaAllah.

İhsan Oktay Anar bence çok önemli bir yazar, tarihi kurguyla harmanlayarak sizi kitaba kolayca bağlıyor. Keyif ve merak içerisinde akıp gidiyor kitap. Okumayanlara öneririm. Kitab-ül Hiyel, Osmanlı dönemindeki bazı mucitlerin hikayelerini dönemin önemli olaylarının eşiğinde anlatıyor. Yazarın çizim ve mühendislik bilgisi de etkileyici. Okuyucuyu yormadan, sıkmadan icatları görsel olarak da aktarıyor. Kitaptaki isim ve ünvanlar da çok ilginç :) Nasıl bu kadar ayrıntılı düşünebildiğine şaşıracaksınız, hayal gücüne diyecek söz yok zaten :)

İktidar hırsının her kesimde ve her dönemde etkisinin olduğunu da görüyoruz kitapta.

 Bir kaç alıntıyla yazımı sonlandırıyorum;

*Ustaların kılınç yapmak için saatlerce ve günlerce dövdükleri demir neden serttir, bilir misin? O, insanoğluna hemen boyun eğmez, çünkü onların, kendisiyle işleyecekleri suçları bilir. Bu yüzden de ortak olacağı günahların bedelini ateşte dövülürken peşinen öder.

*Eğer bir makina olarak düşünülebilirse, Kainatın da yakıtı er ya da geç bitecekti.

*Aynı zamanda ölüm, iki kere ikinin dört etmesi kadar kesindi.





Keyifle... :)

Okudum: Alper Canıgüz/Oğullar ve Rencide Ruhlar

Esselamu aleykum...

Dostlar yılın üçüncü kitabını az evvel bitirdim ve sıcağı sıcağına da sizlerle paylaşayım dedim :) 

Bu adamı nerden tanıdım da sevdim bilmiyorum ama üç kitabını birden almışım :) İlk olarak Oğullar ve Rencide Ruhlar adlı kitabını okudum. İlginç bir kitap aslında, yazarımız beş yaşındaki bir çocuğun yaşadıklarını karakterin diliyle anlatıyor okuyucuya. İlk başta baya ilginç geldi bana durum, beş yaşındaki bir çocuğun neler düşündüğünü, hissettiğini bu kadar açıklıkla ifade edebilmesi çok hoşuma gitti doğrusu :) Okurken hem şaşırdım hem güldüm :) Rahat gülebileceğiniz anlarda/yerlerde okumanızı öneririm :) Ayrıca kitabı okurken  '5 yaşındaki çocuk mu düşünüyor bunları' gibisinden bir düşünceye kapılmayın ve kitabın sizi sarmasına izin verin. 


Sevgili Alper'in güldüren ve düşündüren dünyasından altını çizdiklerimden bir kaçı;

*İnsan bu hallere düştükten sonra aynaya nasıl bakardı ki? Yüzmilyonlarca insan nasıl bakıyorsa öyle herhalde.

*Evet, itici bir görünüşe sahip ama netice itibarıyla dünyada yaşayan bütün insanlar itici, hatta kötü değil miydi? Varlığımızı sürdürebilmek için kötü olmak zorundaydık.Zamanında iyi insanlar var idiyse bile artık yeryüzünde onların genlerinden eser kalmamıştı.


*İnsan yüreği bir sarkaç gibidir işte böyle. İstediği noktaya ulaştığı anda tüm hızıyla tam tersi tarafa kaymaya başlar.

*İnsanlara daha az tahammül edebilir bir ruh hali taşıdığımdan pek dışarı çıkmıyordum. :)

*Neticede ahlak herkese üç aşağı beş yukarı aynı şekilde davranabilmek değil midir?

*Bir gün toz zerrecikleri sizi bağrına basarsa, bilin ki ya nirvanaya ulaştınız ya da çıldırdınız. Hangisi olduğuna siz karar vereceksiniz.

*Gerçek acı sessizdir. Bir huzur evi gibi.

*Unutulmamalıdır ki, Tanrı bile bir yerden başlamak zorundadır.

*Her neyse; hayat her durumda sonu kötü biten bir hikaye değil midir zaten?

*Dünya hala dönüyordu işte. Bütün pespayeliğiyle.


Ya işte böyle büyük büyük konuşuyor...
İstifadenize.